Haydar BAŞ -Ehlibeyt Sevgisi Birlik Mayamızdır

(1/1)

Vasiul Evsiya:

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Hatay'daki Gadir Hum Bayramı ve Kardeşlik Konferansı'ndaki konuşması  
 
EHL-İ BEYT SEVGİSİ BİRLİK MAYAMIZDIR
İslam âleminde Zilhicce’nin 18. günü bayram olarak kutlanılır. Bu bayrama Gadr-i Hum Bayramı denir. Gadr-i Hum’da Peygamber (s.a.v.) 124 bin sahabeye Hz. Ali’yi mü’minlerin emiri olarak tanıtmıştır. Arafat’ta Hz. Peygamber (s.a.v.) okuduğu hutbede iman ve İslam esaslarını anlatmış, insan haklarını İslam açısından beyan etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Gadir-i Hum’da irad ettiği hutbesinde Allah’ın emri ile Hz. Ali’yi imam tayin ettiğini ümmetine bildirmiştir. Hz. Ali (a.s.)’ın Emir’ül Mü’minin oluşu bizzat Allah’ın emri iledir. Bu hutbenin birçok yerinde imamlığın Hz. Ali’nin hakkı olduğu belirtilmiştir. 1- “Ali b. Ebi Talib Benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir.” 2- “Allah Resulü’nün halifesi O’dur. Mü’minlerin Emiri O’dur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı O’dur.” 3- “Ey insanlar! Bu Ali’dir. O Benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.” 4- “Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum.” 5- “Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır. “ 6- Benden sonra, Ali Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı O’ndan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır.” Gadr-i Hum hadisinin yer aldığı kaynaklardan bazılarını verelim: 1- Zemahşeri, Rebi’ul-Ebrar adlı eserinde 2- İmam Fahri Razi, Erbain’de bütün ümmetin bu hadis üzerinde icma ettiğini söylemektedir. 3- İbn Haldun, Tarih kitabının mukaddimesinde 4- Hatib-i Bağdadi, Tarih-i Bağdadi eserinde 5- Nişaburi, Tefsir’ul-Garaib’ul-Kur’an eserinde 6- Mir Seyyid Ali Hemedani, Meveddet’ıl Kurba eserinde.

 İMAM ALİ (K. VECHE) KİMDİR?
 Hz. Ali’yi kısaca tanıyalım. 1- Erkeklerden ilk iman eden kişidir. 2- Hz. Ali’yi Peygamberimiz eğitmiş, terbiye etmiş ve yetiştirmiştir. 3- İmam Ali (a.s.) Ehl-i Beyt’tendir. 4- Hz. Ali’yi Allah, Kur’an’da 300 ayetle beyan etmiş ve tanıtmıştır. 5- Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali’yi binlerce hadisle anlatmıştır. 6- bütün cihadların tek adamı Hz. Ali (a.s.)’dır. İslam Hz. Ali’nin kılıcı üzerine bina edilmiştir. 7- Hz. Ali, Peygamberimizin kardeşidir. Peygamberimiz O’nun hakkında, “Sen Bana Harun’un Musa’ya olan nispeti gibisin. Şu farkla ki, Benden sonra peygamber gelmeyecektir” buyurmuştur. Peygamberlik makamı dışındaki bütün rütbelere sahiptir. 8- her dönemde İslam’ı yaşayan ve yaşatan tek insandır. Bir sünni Müslüman olarak bu konuya eğilmemizin sebebi; İmam Ali’nin bütün Müslümanlara ait müşterek bir değer olmasıdır. O’na sahip çıkmak, O’nu tanıtmak bizlere vaciptir. Sonra, Hz. Ali’siz İslam’ı tasavvur etmek de asla mümkün değildir. Bazı çevrelerde, “Peygamberimiz kendisinden sonra halife bırakmamıştır” iddiası vardır. Oysa ki, Gadr-i Hum’daki hutbe, sadece İmam Ali’nin hilafeti içindir. 9- Gadr-i Hum’da Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz Ali’yi Cenab-ı Hakkın emri ile imam tayin etmiştir. Bu hadisin yer aldığı kaynaklardan bazıları şöyledir: İbn Kesir, Bidaye, cilt 5, s. 212 Ahmet ibn Hanbel, Müsned, cilt 4, s. 164, 165, 281 Celaleddin Suyuti, Durr’ül Mensur İbn Cevzi, Tezkiret’ül-Havass’il-Ümme, s. 17 Nesai, Hasais, hadis no: 66, 95, 96 Buhari, Tarih, cilt 1, s. 375 Nişaburi, Sahih, cilt 2, s. 325. Bütün bu delillerden sonra, “Peygamber (a.s.) halife bırakmamıştır” şüphesine kesinlikle gerek kalmamıştır. Sadece Taberi, el-Vilayet fi Tarik-i Hadis’il Gadir adlı eserinde 70’ten fazla Gadr-i Hum hadisi nakletmiştir. Bu kaynakların hepsi Sünni eserlerdir.

HZ. ALİ (K. VECHE) HAKKINDA NAZİL OLAN AYETLERDEN BAZILARI:
 Sahih rivayetlere göre Gadr-i Hum’da şu ayet nazil olmuştur: 1- “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim.” (Maide, 3). Biz, “Veda Hutbesi’nde İnsan Hakları” adlı eserimizde bu ayetin Arafat’ta nazil olan son ayet olduğunu yazmıştık. Ancak, sonraki çalışmalarımızda bu ayetin Gadr-i Hum’da nazil olduğunu gördük. Bu ayetin Hz. Ali’nin velayeti hakkında nazil olduğunu rivayet eden raviler şöyledir: Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Ebu Said el-Hudri, Berra b. Ahzib, Ammar b. Yasir, Mikdad b. Esved, Zeyd b. Erkam, Selman-ı Farisi, Ebuzer Giffari. İmam Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde, Taberi’de, Celaleddin Suyuti tefsirinde, İmam Fahri Razi tefsirinde, Fazil Nişaburi’nin tefsirinde, İmam Gazali İhya’sında, Şafii Kifayet’ut Talib 62. babda, İbn Ebi’l Hadid’in Nehcü’l Belaga Şerhi’nde, Menakıb-i Harezmi s. 25’te, İbn Asakir Terceme-i İmam Ali c. 2, s. 75’te Tarih-i Bağdadi c. 8, s. 290’da, Tarih-i Yakubi c. 2, s. 43’te, Suyuti Durr’ül Mensur c. 2, s. 259’da. Bu ayetin nazil olduğu anla ilgili şu rivayet yer almaktadır: “Resulüllah (s.a.v.), halkı Gadr-i Hum’da topladı. Ve Ali b. Ebi Talib’e itaate davet etti. Sonra, Ali (a.s.)’ın kolundan tutarak kaldırdı. Öyle ki, koltuk altının beyazlığı görüldü. Sonra, Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım! O’nu seveni sev, O’na düşman olana düşman ol, O’na yardım edene yardım et, O’nu yalnız bırakanı yalnız bırak…” Ardından, henüz insanlar dağılmamıştı ki, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim” ayeti nazil oldu. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: “Allahüekber! Din kemale erdirildi. Nimet tamamlandı. Yüce Allah Benim risaletime, Ali’nin velayetine razı oldu.” Burada dikkat edilecek husus; Hz. Ali’nin halifeliğinin ümmete ilanı ile dinin kemale ermesidir. Yani, Hz. Ali’nin imametinin bilinmesi ile din tamamlanmıştır. 2- “Sen ancak korkutucusun ve her kavmin bir hidayet edicisi vardır.” (Ra’d, 7). Bu ayet nazil olduğunda Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben korkutucuyum ve Ali hidayet edicidir. Ey Ali! Benden sonra hidayet arayanlar seninle hidayet bulacaklardır.” (İhkak’ul Hak, c. 4, s. 301; İsbat’ül Hüdat, c. 2, s. 237). 3- “Onlar ki, mallarını gece gündüz, gizli ve açıktan infak ediyorlar.” (Bakara, 274). Resulüllah (s.a.v.), bu ayetin Hz. Ali hakkında nazil olduğunu beyan buyurmuştur. (1001 Hadis Işığında Hz. Ali, c. 96; Bihar’ul Envar, c. 41, s. 35). 4- “İnsanlardan öyleleri vardır ki, canını Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için satar, kendini feda eder, Allah kullarına karşı Rauf’tur, çok merhametlidir.” (Bakara, 207). Bu ayet Allah Resulü’nün hicreti sırasında O’nun yatağında yatarak hayatını tehlikeye atan Hz. Ali hakkında nazil olmuştur. Bu ifade pekçok tefsirde yer almaktadır. Bazıları şunlardır: İbn Sebi, Mağribi Şifa’us-Sudur, Taberani Mu’cem’ul Evsat ve Kebir, İbn Kesir İmam Fahri Razi tefsiri Celaleddin Suyuti tefsiri Hafız Ebu Nuaym İsfehani tefsiri İmam Gazali, İhya-i Ulum… 5- “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119). İmam Muhammed Bakır bu ayeti şöyle tefsir ediyor: “Yani, Ali ile birlikte olun.” (Nur’us-Sekaleyn Tefsiri, c. 2, s. 281; İsbat’ül Hüdat, c. 2, s. 99). 6- “Ey inananlar! Allah’a, ahiret gününe ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” (Nisa, 59). İmam Muhammed Bakır’dan şöyle nakledilmiştir: “Emir sahipleri kıyamet gününe kadar Ali ve Fatıma’nın evlatlarından gelecek olan imamlardır.” (Kemal’üd-Din, s. 222). 7- “Topluca Allah’ın ipine sımsıkı yapışın.” (Âl-i İmran, 103). İmam Rıza, babaları kanalıyla İmam Ali’den şöyle nakletmiştir: “Resulüllah buyurdu ki: Kurtuluş gemisine binmek, sağlam tutacağa sarılmak ve Allah’ın ipine yapışmak isteyen Ali’yi sevsin ve O’nun evlatlarından olan hidayetçileri izlesin.” (Şevehis’üt-Tenzil, c. 1, s. 168, 177).

İMAM ALİ’NİN HİLAFETİ İLE İLGİLİ HADİSLER
 İmam Ali Efendimizin hilafetinin ayetlerle emredilen bir konu olduğunu belirttik. İslam’da halifelik ümmet reyi ile belirlenemez. Halifenin seçimi nas iledir. Cenab-ı Hakkın emri ve Resulü’nün sünneti ile işaret edilen kişi seçilir. İmamı seçen ve işaret eden Allah ve Resulü’dür. Zira, Allah Resulü de kendi heva ve hevesinden konuşmaz. O’nun her konuştuğu da ayet hükmündedir. Ki, Hz. Peygamberin sözleri de vahiydir. Burada, İslam itikadında halifenin seçim usulünden de bahsedilmesini gerekli görüyorum ancak bu konuya geçmeden evvel Hz. Ali’nin hilafeti hakkında Peygamberimizin hadislerinden örnekler verelim: 1- Zeyd b. Sabit’ten: “Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Hiç şüphesiz Ben sizin aranızda iki halife bırakıyorum. Allah’ın Kitabı’nı ve Ali b. Ebi Talib’i… o, sizin için Allah’ın Kitabı’ndan daha önemlidir. Zira, Allah’ın Kitabı’nda olanları da size açıklayacak olan O’dur.” (İsbat’ül Hüdat, c. 2, s. 242). 2- Resulüllah (s.a.v.) buyurdu: “Hiç şüphesiz Benim kardeşim, vezirim, ve ehlim arasındaki halifem ve kendimden sonraya bıraktıklarımın en iyisi Ali b. Ebi Talib’dir. O, borcumu eda edecek ve vaadlerimi yerine getirecektir.” (el-Emali, Şeyh Müfid, s. 61). 3- İmam Cafer, babaları kanalıyla Hz. Ali’den nakledilmiştir: “Resulüllah(s.a.v.)şöyle buyurdu: Ya Ali! Sen Benim kardeşimsin, varisim ve vasimsin. Seni seven Beni sevendir. Sana düşman olan Bana düşman olandır. Ya Ali! Ben ve sen ümmetin iki babalarıyız. Senin evlatlarından dünyada efendiler, ahirette padişahlar olacaktır. Kim bizi tanırsa, Allah’ı tanımıştır. Kim bizi inkar ederse, hiç şüphesiz Allah’ı inkar etmiştir.” (İhka’ul Hak, c. 4, s. 227).

İSLAM DİNİNDE HALİFENİN SEÇİM USULÜ
Görülmektedir ki, İslam’a göre imametin tespit ve tayini bizzat Allah tarafından yapılmaktadır. Buradaki usul şöyledir: İslam’da insanın baş olabilmesi aynı zamanda dinî bir yükümlülüktür. Din kurumunun başındaki kişinin, insanların veya bir şahsın iradesi ile seçilip tayin edilmesi mümkün müdür? Böyle bir şeyin olduğunu kabul etsek, her insan kendi iradesinin üstündeki iradeyi tayin ve tespit edecektir ki, burada bir keyfiyet ortaya çıkar. Bu usul, demokratik bir usul olur. İtikadi konularda böyle bir keyfiyet söz konusu olamaz. Halife nasb yoluyla belirlenir. Dinimize göre, imamet makamı bir imamın diğerine Allah’ın emri ile miras olarak bıraktığı makamdır.

İMAMET, BİR İMAMDAN DİĞERİNE ALLAH’IN EMRİ İLE BIRAKILAN BİR MİRASTIR
 Ehl-i Beyt imamlarının ifadeleri ile Resulüllah (s.a.v.)’den itibaren kimlerin halife olacağı bir imamdan diğerine bırakılan vasiyette belli edilmiştir. Bu vasiyet, bir imamın diğerine yazdığı bir kağıt değil, Hz. Cebrail tarafından Hz. Peygambere indirilmiş bir belgedir. Sehl b. Sa’d el-Ensari şöyle rivayet eder: “Resulüllah (s.a.v.)’in kızı Fatıma’ya imamlarla ilgili bir soru sordum. Dedi ki: “Resulüllah (s.av.) Ali’ye şöyle dedi: “Ey Ali! Sen Benden sonra imam ve halifesin. Sen mü’minlerin kendilerinden daha evla ve önceliklisin (onların üzerinde tasarruf ve yetki sahibisin). Sen öldüğün zaman oğlun Hasan mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Hasan ölünce oğlun Hüseyin mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Hüseyin vefat edince, oğlu Ali b. Hüseyin mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Ali vefat edince, oğlu Muhammed mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Muhammed vefat edince, oğlu Cafer mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Cafer vefat edince, oğlu Musa mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Musa vefat edince, oğlu Ali mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Ali vefat edince, oğlu Hasan mü’minlere kendilerinden daha evla ve önceliklidir. Hasan vefat edince, Kaim Mehdi mü’minlere kendilerinden daha evla ve öncelikli olur. Allah onun eli ile yeryüzünün doğularını ve batılarını fetheder. Onlar, hakkın imamları ve doğruluğun dilleridir. Onlara yardım eden yardım görür, onları terk eden de terk edilir.” (Kifayetül Esrar, s. 193).

EHL-İ BEYT İMAMLARINDAN HALİFELİK MAKAMI HAKKINDA GELEN HADİSLER
 Halifelik makamı Ehl-i Beyt soyundan gelen imamlara verilmiştir. Bu makamı imamların bir diğerine kendi istekleri ile değil, Cenab-ı Hakkın emri ile verildiği konusundaki hadislerden örnekler verelim: 1- Ebu Basir şöyle aktardı: “İmam Cafer’in (Ebu Abdullah) yanındaydım. İnsanlar vasilerden söz etmeye başladılar. Ben de İsmail’in adını andım. Bana dedi ki: “Hayır! Allah’a yemin ederim ki, Ey Muhammed! Bir sonraki imamı belirlemek bizim elimizde değildir. O yetki tamamen Allah’a aittir. Bu yetkiyi her imam için ayrı ayrı indirir.” (Kuleyni Usul-i Kafi, c. 1, s. 479-480). 2- Amr b. Eşas şöyle aktardı: “Ebu Abdullah’ın şöyle dediğini duydum: Siz, bizden birinin imamlığı dilediği kimseye vasiyet ettiğini mi sanıyorsunuz. Hayır! Vallahi, bilakis bu Allah’tan Peygamberine verilen bir ahiddir. Ehl-i Beyt’ten emanet alan kişi kendisinden sonrakine aktarmıştır. Derken, emir gelip sahibini bulmuştur.” (Kuleyni, Usul-i Kafi).

HZ. ALİ’NİN HİLAFETİ MESELESİ
 Hz. Peygamberin rıhletinin ardından Hz. Ali’nin hilafeti ilan edilmiş olmasına rağmen gelişmeler farklı olmuş ve bu makamın sahibine ulaşması yıllar almıştır. Bu sürede yaşanan hilafet dönemi hakkında çeşitli görüşleri aktarmakta yarar görüyorum. HZ. ALİ’NİN HİLAFET İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ “Allah’a and olsun ki, hiçbir zaman Arab’ın Peygamberden sonra imamet ve liderliği O’nun Ehl-i Beyt’inden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen, halkın biat etmek için filancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim, ta ki gözlerimle gördüm, bir grup İslam’dan çıkmış Hz. Muhammed’in dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü, birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehc’ül Belaga, 62. Mektup).

HZ. FATIMA (A.S.)’IN HİLAFETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
 Hz. Fatma (a.s), hilafet konusunda ümmetin Resulüllah (s.a.v.)’in bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahsederrk şöyle demiştir: “… başkasının devesini damgaladınız. (Sizin malınız olamayan hilafeti gasp ettiniz). Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadr-i Hum günündeki biatınızdan) uzun bir zaman geçmemişti. (…) yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden din ve dünya işlerinde alim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki, bu büyük ve apaçık bir hüsrandır…”

İMAM AZAM’IN HİLAFETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
 “Şamlılar bizi sevmiyor, çünkü, “biz ancak Ali’nin askerleri arasına katılırız” diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor, çünkü biz Ehl-i Beyt’i seviyoruz. Ehl-i Beyt’e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz.” (Bezzazi, Menakib-u Ebu Hanife, s. 275; Dari’ul Kitab’ul Arabi).

İMAM GAZALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
 “… Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadr-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulüllah şöyle buyuruyor: Ben kimin idarecisi isem Ali de onun idarecisi ve velisidir.” (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn, Keşf-i ma fi’d-Dareyn, s. 16, 18). “… dolayısıyla, icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. Eğer onun hilafetini kurtarmak için “icma hasıl oldu” derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü, onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz.Fatıma ve evlatlarının hiçbirisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası, Sakife’de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn, Keşf-i ma fi’d-Dareyn, s. 16, 18).

İMAM RIZA’NIN HİLAFETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
 “… İmamlık meselesi, dinin tamamlanmasıyla ilgilidir. Peygamber Efendimiz, dünyadan ayrılmadan önce ümmetine dinlerinin temel belirtilerini açıkladı, yolarını gösterdi ve onları hak yol üzerinde bıraktı. Ali’yi onlar için bir sembol ve imam tayin etti. Ümmetin ihtiyaç duyduğu hiçbir şeyi açıklamadan bırakmadı. Kim Allah’ın Kitabı’nı tamamlamadığını iddia ederse, kuşkusuz Allah’ın Kitabı’nı reddetmiş olur. (…) imamlığın ümmetin seçimine bırakılmış olması, ifade ettiği konum ve önemle bağdaşır mı? İmamlık, üstün bir yere, büyük bir öneme, yüksek bir konuma ve erişilmez bir değere ve kavranması güç bir misyona sahiptir. Bu yüzden, insanlar akılları ile erişemezler. Görüşleri ile onu kavrayamazlar. Kendi seçimleri ile bir imam tayin edemezler…” (Kuleyni, Usul-i Kafi, c. 1, s. 347, 351).

HİLAFETLE İLGİLİ AYETLER
 Ümmetin akıl yolu ile seçemeyeceği belirtilen halifelik makamına bizzat Cenab-ı Hakkın seçim yaptığının ispatı olan ayetleri vererek konumuzu bitirelim. 1- “Ey Muhammed! Hani Rabbin meleklere, “Ben muhakkak yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti…” (Bakara, 30). 2- “Ey Davud! Seni yeryüzünde halife kıldık…” (Sa’d, 26). 3- “… ve içlerinden sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola ileten imamları çağıracağız…” (Secde, 24). Bu ayetler gösteriyor ki, imamları bizzat Cenab-ı Hak seçer.

İMAM ALİ EHL-İ BEYT’TENDİR
 Ehl-i Beyt, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ve aile efradının şahsında Kur’an-ı Kerim’in ve İslam’ın yaşam modelidir, canlı halidir. Ehl-i Beyt imanın ve İslam medeniyetinin çekirdeğidir. Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayetle ve Resûlüllah (s.a.v.)’in yüzlerce hadisi ile sabittir ki, Ehl-i Beyt sadece Hz. Ali (a.s.), Hz. Fatıma (a.s.), Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) ve Resûlüllah (s.a.v)’dir. Sünni Ahmed bin Hanbel, Müsned’inde (6. Cüz S. 323) Ümmü Seleme annemizden şu nakli yapmaktadır: “Peygamber (s.a.v.), Fatıma’ya (a.s.), “Eşin Ali ve çocukların Hasan ve Hüseyin’i yanıma getir” diye buyurdu. Fatıma da onları alıp Peygamberin huzuruna getirdi. Sonra da hepsinin üzerine fedeki cübbesini örttü. Daha sonra da Peygamber (s.a.v.) mübarek ellerini onların üzerine koyarak şöyle buyurdu: “Allah’ım! Bunlar Muhammed’in Ehl-i Beyt’idir. Rahmet ve bereketin Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine olsun. Şüphesiz ki Sen Hamid ve Mecdi’sin!” Ümmü Seleme diyor ki: “Ben cübbeyi elimle kenara iterek altına girmek istedim. Ama Peygamber elimi iterek, “sen hayır üzeresin” buyurdu.” Hz. Peygamber (s.a.v.) ömrünün son anlarını hanımları ile değil, Ehl-i Beyt’im dediği bu dört insanla geçirmiştir. Ancak Resûlüllah (s.a.v.)’in bu dört insana bu kadar kıymet vermesi şahsiyetinin Kur’an ayetleri ile övülmelerindendir. Ayetle sabittir ki, Ehl-i Beyt masumdur, her türlü pislikten korunmuşlardır. Cennetle müjdelenmişlerdir, insanlık aleminin en üstündedirler.

EHL-İ BEYT HAKKINDA NAZİL OLAN BAZI AYETLER
 Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Ehl-i Beyt’inin konumunu ve değerini ifade eden ayetler şöyledir: 1- TATHİR ayeti: “Yüce Allah ancak ve anca siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” (Ahzab, 33). 2- MEVEDDET ayeti: “De ki: Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum” (Şura, 23). İmam Şafii Ehl-i Beyt’i sevmenin farz olduğuna işaret ederek şunları söylüyor: “Ey Süvari! Mina’da taşlamada dur. Duran ve hareket edenlere duyur Seher vakti Mina’ya akınca hacılar Fırat’ın akışı gibi akınla Âl-i Muhammed’i sevmek rafizilikse eğer Şahit olsun rafizliğine insanlar ve cinler!” İmam Şafii daha sonra Meveddet ayetini işaret ederek şunları söylüyor: “Ey Resûlüllah (s.a.v.)’in Ehl-i Beyt’i! Sizin sevginiz Allah’ın indirdiği Kur’an’da farzdır.” (İbn Hacer, Savaik’ul Muhrika, s. 148; Zehrani, Şerh’ül Mevahib, c. 7, s. 7; ayrıca Razi Tefsiri, c. 27, s. 166). 3- MÜBAHALE ayeti: “Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya girişirse de ki, “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarınızı ve kadınlarımızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim de Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.” (Âl-i İmran, 61). 4- EBRAR ayetleri: “İtaat eden ve iyilikte bulunanlar şüphe yok ki, cennette şarap içerler ki kafur ırmağının suyu da karıştırılmıştır bu şaraba. Allah’ın has kullarının içtiği bu şarap bir kaynaktan çıkar ki onlar diledikleri gibi, diledikleri yerlerde onu akıtıp fışkırtırlar, adaklarını yerine getirir onlar ve şerri her yanı saran, kaplayan günden korkarlar…” (İnsan 5-21).

EHL-İ BEYT’E HAK ETTİĞİ ÖNEM GÖSTERİLMEMİŞTİR
 Kabul etsek de etmesek de bu zamana kadar Ehl-i Beyt sevgisini tam manasıyla yaşayamadık ve onlara göstermemiz gereken saygıyı hakkıyla göstermedik. Çünkü onları hakkıyla tanıyamadık. Bendeniz, sünni bir mahallede büyüdüm ve ilahiyat fakültesinden mezun oldum. İslâm felsefesi doktoruyum. Şarkiyat profesörüyüm. Ancak Hz. Ali’yi tam manasıyla tanımamız ise birkaç yıl öncesine dayanmaktadır. Takdir edersiniz ki, gelinen bu noktada Ehl-i Beyt’in gözlerden ve gönüllerden kaçırılması maalesef bu cehaleti doğurmuştur. Bundan olacak ki, Anadolu’yu İslamlaştırıp, Türkleştiren Ehl-i Beyt anlayışı maalesef asırlar boyu süren üzeri küllenmiş bir mağduriyetin kurbanı olarak görülmektedir. O zaman yapılması gereken nedir? EĞİTİM: Anadolu’yu İslamlaştırıp, Türkleştiren Ehl-i Beyt anlayışı eğitim ve öğretimle Türk Milletinin gündemine gelmelidir. Hz. Ali’yi sevenlere ve Ehl-i Beyt’e öğretim ve eğitim hakkı tanımak ve onları bu konuda hak sahibi yaparak insanlığın ikaz ve irşadına da memur yapmak lazımdır. Onun için ilkokuldan itibaren Ehl-i Beyt anlayışını kademeli olarak Türk Milli Eğitiminin bir kolu haline getirmemiz gerekir. Nasıl sünni okullarda ilkokuldan sonra imam hatib, orta ve lise eğitim kurumları açılmışsa, aynı şekilde Ehl-i Beyt’in de ilkokul sonrası orta ve lise eğitim kurumları açılması lazımdır. Ve nasıl yüksek eğitim ve öğretim olarak ilahiyat fakülteleri vatandaşların eğitim hakkı ise Ehl-i Beyt çizgisinde hayatını sürdüren vatandaşlarımızın da yüksek tahsil yapmaları bu düşüncenin tabii sonucudur. Onun için Ehl-i Beyt Üniversitesinin kurulması ve bu dünyaya ait ilmi görüşlerin akademik çapta ele alınıp, bütün insanlığın önüne koyulması lazımdır. Biz de bunu hayata geçirmeye kararlıyız. “Ben ilmin şehri isem, Ali de ilmin kapısıdır” hadisine mazhar olan İmam Ali’den bugün rivayet edilen çok az nispette hadis vardır. Ancak İmam Ali Peygamberimizin döneminde hadisleri bizzat yazıp üç ayrı külliyat halinde yazan emsali olmayan bir hadis âlimidir. Hz. Ali (a.s.)’ın hadis konusunda külliyatı mevcuttur. Onun için bizim Ehl-i Beyt açılımımızda en önemli projemiz, Ehl-i Beyt Üniversitesini açmaktır. İmam Ali büyük bir âlimdir. Mushaf’ı, Camia adlı eseri, Cifr kitabı vardır ki, bunlarda bir kişin aradığı her konuda bilgiler yer alır. Tüm ilimleri kapsamaktadır. Hz. Ali’nin Mushafı: Burada ayetler hiçbir değişikliğe uğramadan, nazil oldukları sıra ile yazılmıştır. Ancak bunların yanında asıl mana ve yorumlarına da yer verilmiştir. Ehl-i hak ve Ehl-i batılın kimler olduğu, ayrıca muhacirlerden ve ensardan bazı kimselerin veya münafıkların işledikleri suçlar da bu kitapta yazılmıştır. Bu Mushaf Kur’an-ı Kerim’in Cenâb-ı Peygamber’in (s.a.v.) hadisleri ile tefsiridir. Başlı başına hadis külliyatıdır. Camia sayfaları: Muhammed b. Müslim’den şöyle rivayet edilmiştir: “İmam Muhammed Bakır şöyle buyurdu: “Bizim yanımızda Ali’nin kitaplarından yetmiş arşın uzunluğunda bir sahife var, biz bu sahifede yazılanları izler ve onun sınırlarından dışarı çıkmayız.” Ben: “Bu sahifenin konusu nedir? Acaba bütün ilimleri mi içeriyor, yoksa talak ve miras gibi insanların konuştuğu şeylerin açıklaması mı var?” diye sordum. İmam: “Ali, bu sahifede bütün ilimleri, yargı ve mirasla ilgili her şeyi yazmıştır, eğer hükümet bize ulaşırsa, her şeyi onda bulur, ona göre davranırız” buyurdu. Bu sayfalarda, Cenâb-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hadisleri ile İslam kurumları ve İslam’daki sosyal meseleler izah edilmiştir. Yani meselelere hadislerle cevap vermiştir. Bu da ayrıca bir hadis külliyatıdır. Cifr Kitabı: Besairu’d-Derecat kitabında Ebu Meryem’den şöyle rivayet edilmiştir: “İmam Cafer Sadık bana şöyle dedi: Bizim yanımızda kenarlarına kadar dolan öküz derisi üzerine yazılmış olan Cifr Kitabı var. Bu kitap geçmişte vuku bulan ve kıyamete kadar gelecekte vuku bulacak olayları içermektedir.” Bu kitap da, bu konulardaki hadisleri ihtiva etmektedir. Ayrıca bir hadis külliyatıdır. Cami, Cifr kitabı ve Mushaf hadisleri ihtiva eden kaynak eserlerde değil, hadisleri şerh olarak toplayan kaynak eserlerdir. Buradaki incelik Peygamberimizin (s.a.v.), Hz. Ali (a.s.) dışındaki bütün sahabelere hadis yazmasını yasaklamasıdır. Nitekim Hz. Ali (a.s.) dışındaki hadisler Hicri 140 yıllarında toplatıldı. İslam’ın ilk gününden günümüze kadar tevatür ve sahih yoluyla gelen hadisler İmam Ali (a.s.) tarafından toplatılmış ve rivayet edilmiştir. Hz. Fatıma’nın Mushafı: Usul-i Kafi’de Hammad b. Zeyd’in İmam Cafer Sadık’dan şöyle rivayet ettiği kaydedilmektedir: “Allah-u Teâlâ, Peygamberinin ruhunu aldığı zaman Hazretin vefatından dolayı Fatıma’yı, zorluğunu Allah’tan başka kimsenin bilmediği bir üzüntü ve keder sardı. Bu nedenle Allah O’nunla konuşup üzüntüsünü teselli etmesi için bir melek gönderdi. Fatıma bunu Ali’ye bildirdi. Ali de O’ndan tüm duyduklarını yazdı. Ve böylece Mushaf oluştu. Onda ancak gelecekle ilgili haberler vardır.” (Usul-i Kafi, c. 1, s. 240). Ehl-i Beyt imamlarında olan bu kıymetli miras, Ehl-i Beyt dünyasında hayata geçirilmiştir denebilir. Ancak bizim dünyamız bu ilim kapısından mahrum kalmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ayetlerle hadislerin karşılaştırılacağını dikkate alarak kendi döneminde hadis yazılmasını yasaklamıştır. Sadece Hz. Ali’yi hadis yazma konusunda serbest bırakmıştır. Hz. Ömer zamanında aynı gerekçe ile hadisler yakılmıştır. Bu dönemde Hz. Ali’nin hadis külliyatı mevcuttu.

HZ. ALİ VE DEVLET
 İslam hukukunu ve her konuyu içeren hadisleri yazan Hz. Ali, bugün var olan Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’ın vazifesini ifa eden bir temyiz mahkemesi niteliğindeki MEZALİM MAHKEMELERİNİ oluşturmuştur. İlk kez bugünkü manada hapishaneleri kurmuştur. İmam Ali’nin devlet anlayışı “baba devlet” olup, devlet halkın tüm ihtiyaçlarını karşılamalıydı. Devlet anlayışı adalet üzerine kuruluydu. Onun döneminde devletin gelir kaynakları zekât, haraç, cizye ve ganimetten oluşmaktaydı. Hz. Ali’ye göre vergi, halka hizmet ve ülke kalkınması için harcanmalıdır. Ve yalnız O’nun döneminde tıpkı Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemindeki gibi Beytülmal’den insanlara eşit miktarda hisse verilmesi uygulamaya geçirilmiştir. Dış siyasette barıştan yana olmasına rağmen, savaş zamanları için özellikle orduyu idare edecek komutanın önemine değinirdi. İdarecilerin halkla kaynaşmasından yanaydı. Toplumsal sınıflar arasında hiçbirinin diğerine karşı hak sahibi olmadığını söylerdi. O’na göre hepsi birbirini tamamlamaktaydı. Hülasa, Hz. Ali’nin devlet anlayışı, idari meseleler, iktisadi hayat, hukuk ve adalet, eşitlik ve insan hakları, hürriyetler ve düşünce özgürlüğü, toplumsal sınıfların uyumluluğu, idarecilerin halk ile kaynaşması, ordu, dış siyaset anlayışı, Hz. Ali’ye göre mahkeme usulü, hapishaneler, mezalim mahkemeleri, fiyatların denetimi, karaborsacılık, şarap satıcılığına karşı tavır, Hz. Ali’ye göre gelir kaynakları, Hz. Ali’nin edebi kişiliği Hz. Ali’nin divanı, hilafet ve idarecilik ile ilgili düşünceleri, Hz. Ali’nin itikadi meselelere bakışı, Hz. Ali’nin fakihliği gibi birçok konuda devrin en mükemmel adımlarını atmış, her konuda İslami manada önder olmuştur. Bu sebeple bütün bunlardan ortaya çıkan netice, bu konuların tamamında İmam Ali’nin hayatı araştırma ve tez konusu yapılmalıdır. Ve adına üniversiteler kurulmalıdır.

EHL-İ BEYT BİRLİK MAYAMIZDIR
 Resulüllah (s.a.v.)’in nazarında yetişen Ehl-i Beyt, İslam’ın ve imanın özüdür. Onlar yaşayan Kur’an numuneleridir. Hz. Peygamberi ve Kur’an-ı Azimüşşan’ı anlamanın yoludur. Maddi ve manevi ilimlerin kapısıdır. Tüm bunların yanında Ehl-i Beyt’i biz, birlik ve beraberliğin mayası olarak görüyoruz. Bugün parçalanma senaryolarına sebep olması için gündem edilen alevi-sünni ayrımını bitirecek olan Ehl-i Beyt sevgisidir. İmam Ali (a.s.) sevdasıdır. İmam Ali (a.s.) hepimizin ortak değeri ve paydasıdır. Bu öyle bir sevdadır ki, bir yandan seveni Hakka taşırken bir yandan da dünya hayatını her bakımdan tanzim edecektir. İmam Ali (a.s.) kaybolmuş bütün hakların ortaya çıkması için gerekli esasları belirlemiştir. Bugün de insanlık bunları arıyor. Bu esaslar hayat bulduğu zaman terör, anarşi, zulüm kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hz. Ali (a.s.)’ın bu yönlerindeki üstünlükleri kurulacak üniversitelerde araştırma konusu yapılmalıdır. 1- İmam Ali (a.s.) nefs terbiyesinden yola çıkılarak, her mü’minin Allah ve Resûlü’ne (s.a.v.) bağlılığını öğretim ve eğitimle hayata geçiren, Peygamberden sonraki tek insandı. Peygamberin işaret ettiği de budur. Müminler Hz. Ali’ye yönelerek nefislerini tezkiye ile terbiye edecek, Allah ve Resûlü’nün dinini sevgi ve muhabbetle yaşayacak. 2- Diğer yandan Ehl-i Beyt tüm Müslümanların yönelmek durumunda olduğu bir merkez olması münasebetiyle etnik gruplar, mezhepler, tarikatlar bu merkeze doğru yönelecek, herkes Ehl-i Beyt anlayışında tek vücut olacaktır. Yani insanlar ayrı ayrı ben davasında bulunmayacak, her biri kendini bu merkezden bir üye olarak kabul edip hayatını yaşayacaktır. 3- Ehl-i Beyt yolu müsamahanın, hoşgörünün, insanlarla iyi geçinmenin, zayıf insanlara destek olmanın, hastasıyla, fakiriyle, sakatıyla bir ve beraber olmanın, kardeş olup kardeşçe yaşamanın adıdır. Ehl-i Beyt tüm bunların hayata geçtiği yoldur ki, bu da milletin birliğini, beraberliğini hayata geçiren ana unsurdur. Şahsi menfaat algılamaları, etnik ayrımcılık ortadan kalkacak, Türk Milleti bir ve beraber olacaktır. Tarihte Ehl-i Beyt’n pınarından feyz alanlar, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Şah Abdülkadir Geylani, Ahmed el-Bedevi, Abdal Musa, Ebul Vefa, Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin, Ahmed Yesevi, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Gül Baba, Maraşlı Osman Baba, Muhyiddin Arabi, Şems-i Tebrizi, Necmeddin Razi, Kadı Burhaneddin, Eşrefoğlu Rumi, Aziz Mahmud Hüdai, Fahreddin Iraki, Sadrettin Konevi, Sadettin Fergani, Seyyid Burhaneddin Tirmizi, Dursun Fakih, Sultan Veled, Geyikli Baba, Abdal Murad, Duğlu Baba, Molla Fenari, Zembilli Ali Efendi, Somuncu Baba vs. Anadolu’da yaşayanları Müslüman ederek aynı zamanda Türk kimliğine kavuşturmuş, bir beraber olmanın zenginliğini yaşatmıştır. Türk-İslam aleminin inkırazı, Ehl-i Beyt anlayışına sırt çevrilmesi ile başlamış, Tanzimat’la Batı ile kucaklaşılmış, sonunda da çöküş gerçekleşmiştir. Eğer Ehl-i Beyt sevgisi olsaydı, Türk Milletinin çöküşü gerçekleşmezdi. Bugün İslam diyerek, İslam adına yola çıktığını söyleyenler, büyük Türk Milletinin maddi ve manevi geleceğini riske atmaktadırlar. İmam Ali (a.s.)’ı tanımaya, O’nun ilmini ve yaşayışını hayata geçirmeye her günden daha fazla bugün ihtiyacımız vardır.  

Navigasyon

[0] Mesajlar