|
sahibin-askeri
|
 |
« : Ocak 06, 2007, 02:18:15 pm » |
|
“Nehc’ul Belga açısından münafıklar” Bu yazı değerli Nehc’ul Belaga’yı şöyle bir gözden geçirerek Hz. Ali’nin (s)nin münafıkların komplolarından çektiği rahatsızlığa açıklık getiriyor. Münafıkların esas muhalefeti, İslam hükümdarına yöneliktir ve Hz. Resulullah’dan (sav) sonra ilk nifak hareketi hazretin rıhletinden hemen sonra Sakife’de şekillendi. Münafıklar peygamber efendimizin sözünü unuttular ve 25 yıl boyunca Hz. Ali’yi (s), iktidardan uzak tuttular. Ve 25 yıl sonra tekrar Hz. Ali’yi (s) arayıp ısrarla onunla biat ettiler. Fakat kısa bir süre sonra anlaşmazlığa başladılar. Hz. Ali’nin (s) adaleti onlara ağır geldi ve yersiz bahanelerle bir başkasını halife yapmak için 5 yıllık bir sürede hazrete 3 savaş dayattılar ve bu savaşların en ilginç yönü, her üç savaşta da Müslümanların yüz yüze gelmesidir. Hz. Ali’nin (s) Nehc’ul Belaga adlı değerli eserine bakıldığını hazretin münafıklardan duyduğu rahatsızlık daha iyi anlaşılıyor. Hilafetinin ilk günlerinde okuduğu ünlü Şakşakiye adlı hutbesinde Hz. Ali (s) şöyle buyurur: Allah’a andolsun falan kişi hilafete oturduğunda benden başkası halife olmayacağını biliyordu. Hilafeti devretmesi gereken kişi de eceli geldiğinde onu başkasına devretmeye çalışmasından şaştım. Ben onca uzun yılları sabırla geçirdim, acı çektim ve için kan ağladı. Yaşamının sonu geldiğinde birkaç kişiyi aday gösterdi ve beni de onların arasına kattı. Neden Allah’ı isyan ettiriyorsunuz, Benim o ilk olandan neyim eksikti ki beni onunla aynı seviyede görmediniz ve bunların arasına kattınız. Bu kesti, o biçti, üçüncü muradına erdi ve atlar gibi koşturdu. Bu hutbede Hz. Ali (s) hilafet hakkının gasp edildiğine değinerek kendi hakkı olduğuna işaret ediyor ve devamında şöyle diyor: Allah’a andolsun eğer şu biat edenler olmasaydı ve dostlarım benden talepte bulunmasaydı ve Allah ulemaya zalimlerle mücadele etmeyi ve aç insanlara yardım etmeyi buyurmamış olsaydı, bu işin devamını da bırakır ve sonunu başlangıcı gibi sayarak geçmişte yaptığım gibi bir kenara çekilirdim ve sizin dünyanızı hiçe saydığımı anlardınız ve hükümete bir kuruş bile değer vermediğimi görürdünüz. Hz. Ali (s) böylece hilafeti neden benimsediği ve amacının ne olduğunu ifade ediyor. Hz. Ali (s) 210. hutbede nifak hareketinin varlığına değinerek şöyle buyuruyor: Münafıklar Allah’ın resulünden sonra geriye kaldılar, önderlere yalan ve iftira atarak ateşe davet edenlere yakınlaştılar. Hz. Ali (s) 26. hutbede hilafetten önceki şartları şöyle açıklıyor: Baktım hiçbir yardım edenim yok ve yakınlarımdan başka hiç kimse çevremde kalmamış. Onların da yardımını, öldürülmelerinden korkarak istemedim. Mecburen hakkımda vazgeçtim ve sabretmeyi yeğledim. Hz. Ali Hatta halkın biatini şöyle ifade ediyor: Sizin de benimle biatiniz sebepsiz değildi ve ben sizlerle aynı türde düşünmüyordum. Ben sizi Allah için istiyorum, oysa siz beni kendiniz için istiyorsunuz. Hazret daha sonra bu insanları serzeniş ediyor ve şöyle buyuruyor: Bugün insanlar hükümdarların zulmünden korkarken ben, halkın zulmünden çekiniyorum. Ben cihada çağırırken siz evlerde saklandınız, hak sözünü söyledim, duymadınız, açık gizli çağırdım, karşılık vermediniz, nasihat ettim kabul etmediniz. Bu iki yüzlü insanlar işi öylesine ilerletiyor ki hazret haklarında şöyle buyuruyor: Allah’a andolsun rabbim sizlerle beni ayırmasını ve sizden daha layık bir topluma kavuşturmasını arzu ediyorum. Bir başka yerde de aynı insanları serzeniş ederken şöyle buyurur: Sizler nerede savaş ateşi yakabilirsiniz, lanet olsun sizlere çünkü azarlarınızın fazlalığından yüreğim yandı. Bir gün sizi yüksek sesle çağırıyorum, bir başka gün kulaklarınıza sesleniyorum, ama ne yüksek sesle çağırdığımda gerçek hür insanlarsınız, ne de fısıldadığım sırları saklayan gerçek kardeşlersiniz.Öyle insanların esiri olmuşum ki emrettiğimde dinlemiyor ve sorduğumda cevap vermiyor. Ey alçaklar, neden bekliyorsunuz ve Allah’ın dinine yardım etmek için hiçbir adım atmıyorsunuz? Hani sizleri bir araya getiren din? Sizleri harekete geçirecek gayret nerede? Haykırıp yardım istiyorum ama ne sözümü duyar, ne de boyun eğersiniz. Cihad hutbesinde de Hz. Ali(s) münafık sıfatlı insanlara hitaben en ağır sözleri sarf ediyor: Hayret doğrusu, nasıl bu insanlar batılılarının etrafında dayanışma içindeler ve siz hakkın etrafında bunca dağınıksınız. Bu durumunuz gönüllere ölüm verirken acıları da tazeliyor. Tüm çirkinlikler sizlerin olsun, acıdan kurtulmayasınız ve bilin ki afet oklarının hedefi olacaksınız. Sizi yağmalıyorlar ve siz buna tepki göstermiyorsunuz, size savaş açıyorlar, ama siz savaşmıyorsunuz. Allah’ın buyruğuna baş kaldırıyorsunuz ve buna da seviniyorsunuz. Sizi yazın istediğimde havalar sıcak, izin ver de biraz serinlesin diyorsunuz. Kışın emir verdiğimde hava çok soğuk, izin ver de soğuklar geçsin diyorsunuz. Soğuktan ve sıcaktan böylesine kaçan sizler kılıçlarınızla nerede savaşacaksınız? Ey erkek kılığında namertler, ey şımarık akılsızlar, keşke sizi görmemiş ve tanımamış olsaydım, çünkü Allah’a andolsun tanımanın sonu pişmanlıktı ve getirisi de acıdan başka değildi. Allah hepinizin canını alsın, çünkü sizin elinizden içim kan ağlıyor ve yüreğim öfke ile dolup taşıyor.Hz. Ali (s), Muhammed İbni Bekir’in öldürülmesinden sonra Abdullah İbni Abbas’a yazdığı mektupta şöyle buyuruyor: Allah’tan bir an evvel beni ellerinden kurtarmasını istiyorum. Allah’a andolsun eğer düşmanla savaşırken şehadet arzusu olmasaydı bunlarla hatta bir gün bile bir yerde yaşamak ve onları görmek istemezdim. Bir gün Hz. Ali bir hutbe okudu, Eş’as İbni Kays bir sözü eleştirdi ve bu sözün pahalıya mal olacağını söyledi. Hz. Ali (s) şöyle karşılık verdi: Kim sana benim yararım ve zararımın ne olduğunu söyledi ki? Ey kibirlilerin en kibirlisi ve ey kafirden doğan münafık, bir kere kafirken esir düştün, bir kez de İslam hükümetinde, ve her ikisinde de ne malın sana bir yararı oldu. Ne de sülalen sana yardıma koştu. Talha ve Zubeyr, Hz. Ali (s) onlarla istişarede bulunmadığı için rahatsızdı. Hazret şöyle buyurdu: Allah’a andolsun ne hilafet için istekliydim, ne de hükümete, ancak siz beni buna zorladınız ve bu görevi bana verdiniz. Hükümet işi bana verilince Allah’ın kitabına ve bizlere mukadder buyurduğu şeylere baktım ve onları ve Allah’ın resulünün sünnetini izledim. Bu konularda sizlerle istişarede bulunma ihtiyacı duymadım çünkü bilmediğim bir konu ile karşılaşmadım, eğer böyle bir durum olsaydı mutlaka yapardım ve size yüz çevirmezdim. Talha ve Zubeyr Cemel savaşını başlattıktan sonra Hz. Ali (s) bu savaş hakkında şöyle buyurdu: Bu işin her yönünü inceledim ve sonunda onlarla savaşmak ya da Hz. Muhammed’in (sav) getirdiklerini reddetmekten başka çare bulunmadığını anladım, o zaman savaşmayı ceza çekmekten daha kolay buldum ve bu dünyanın acısını, öbür dünyanın acısına yeğledim. Savaşın başında Hz. Ali (s) sahabeye şöyle buyurdu: Allah’a andolsun onlar İslam'ı benimsemediler ve sadece korkudan İslam'a inandıklarını söyleyip küfürlerini gizlediler ve kendileri gibilerini bulmayı bekleyip küfürlerini açığa vurdular... Ancak Cemel savaşının sona ermesiyle nifak hareketi son bulmadı ve daha sonra Muaviye nifak hareketinin başına geçerek Hz. Ali’ye (s) karşı komplo düzenlemeye başladı. Muaviye'nin askerleri kentlere saldırıyordu ve komutanlarından biri Yemen’e çıkarma yaptı. Hz. Ali onları serzeniş etti ve şöyle buyurdu: Duyduğuma göre Yemen’e çıkarma yapmışsınız. Allah’a andolsun onların yakın gelecekte sizlere galip geleceğini görür gibiyim, çünkü onlar batıllarının çevresinde vahdet içindeler ve siz Hak etrafında dağınıksınız. Siz hak imamınızı dinlemiyorsunuz, ama onlar batıl imamını izliyorlar. Onlar hükümdarlarına itaat ederken sizler ihanet ediyorsunuz. Onlar yaşadıkları yerde dürüstler, ama sizler fasık ve kötüsünüz. Ey rabbim bunlar beni istemiyor, ben de onları, o zaman onlardan iyisini bana ver ve benden kötüsünü onlara. Kûfe halkı o kadar kötülük yapıyor ki Hz. Ali (s)bu sözleri sarf ediyor.Hz. Ali (s) Muaviye’ye yazdığı mektupta Küfre işaret ediyor ve şöyle diyor: ...Hatırladığın gibi biz ve siz dosttuk, ancak geçmiş bizi ayırdı, biz iman ettik ve siz küfre yöneldiniz. Ve bugün biz sağlam duruyoruz, siz ise sınanmak üzeresiniz. Bakıyorum savaş sana diş geçirdiğinde bağırıyorsun ve ağır yükten inleyen develer gibi inliyorsun. Bakıyorum aldıkları ağır darbelerden sonra askerlerin beni Allah’ın kitabına davet ediyor, oysa hepsi bizzat kafir veya biatlerini unutanlardır. Hz. Ali (s) Basra ordusu ile savaşmaya vurgu yapıyor ve şöyle diyordu: Allah’a andolsun ben o safta pek bir iş yapmadım ta ki küfür ordusu çaresiz kaldı ve geri döndü. Ben ne güçsüzdüm ne de korkak, bu gün de öyleyim, onlar da aynen öyle. Ben hakkın gün ışığına çıkması için batılı yarıyordum. Ben Kureyş’le bir alıp veremediğim yok, Allah’a andolsun kafir oldukları o günlerde onlarla savaştım, şimdi de kandıkları için onlarla savaşmaya hazırım. Ben dün onlara karşı savaştım, bu gün de geri adım atmam. Hz. Ali (s) 29. mektubunda Basra halkına hitaben şöyle buyuruyor: Eğer yanlış işler ve akılsız düşünceler sizleri ayrılık yolunu tutup beni itaat etmemeye zorluyorsa bilin ki ben hazırlıklıyım ve bir anda başınıza yıkılıveririm. Eğer beni size gelmeye zorlayacak olursanız öyle bir savaş başlatırım ki Cemel savaşı bu savaşın yanında çocuk oyunu kalır. Hz. Ali (s) halkı Şam halkı ve Muaviye ordusuyla savaşmaya çağırmak için okuduğu hutbede şöyle buyurur: Lanet olsun sizlere, artık sizleri serzeniş etmekten usandım. Acaba bu dünyadaki yaşamı ebedî hayata mı yeğliyorsunuz?Ne zaman sizi düşmanla cihada çağırsam gözleriniz yerinden çıkacak gibi oluyor, sanki ölümle yüz yüze gelmiş gibisiniz, ya da unutkanlık içinde gibisiniz, cevap veremiyor ve şaşkınlar gibisiniz. Sanki içinize bir dev yerleşmiş delirmiş gibi oluyor, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Artık asla size güvenmiyorum ve sizleri destek olarak görmüyorum. Sahabeler Hz. Ali’ye (s) Muaviye ile savaş için hazırlıklara başlamasını söyledikleri zaman hazret şöyle buyurur: Ben bu işi her yönüyle inceledim, ya savaşmalı, ya da kafir olmalı. Hz. Ali (s) Şam ordusu ile savaşmaktan kaçınanları şöyle serzeniş etti: Allah sizi alçaltsın ve rızkınızı azaltsın. Sizler bâtılı hakka göre daha iyi biliyorsunuz ve hakkı ayaklarınızın altında çiğnerken bâtılı yok etmek için bir adım bile atmıyorsunuz. Hz. Ali (s) Muaviye ordusu ile savaş konusunda bir an olsun tereddüde kapılmazken başkalarının kuşkularını gidermeye çalışıyordu. Hz. Ali (s) Sıffin savaşı sırasında bir gün şöyle buyurur: Gönlünüzü ferah tutun ve hafif adımlarla ve kolayca ölüme doğru adım atın. Bu kalabalık orduya saldırın, tam kalbine saldırın ve işini bitirin, çünkü orada şeytan konaklamıştır... O zaman direnin, çünkü hak sizinledir. Havaric fitnesi baş gösterdiğinde de Hz. Ali(s) şöyle buyurur: Başınıza bela taşı yağsın, öyle ki sizden en ufak bir iz kalmasın. Allah’a iman edip, resulü ile birlikte Cihad ettikten sonra şimdi de küfre mi yöneleyim? Eğer böyle yaparsam sapmış olurum... Havaric öldürüldükten sonra bazıları çıkıp: Ey Emir’ül Mü’minin, hepsi öldürüldü, dediler... Hz. Ali (s) suikasta maruz kaldığı günün sabahı da şöyle buyurmuştu: Oturmuştum ki uykuya kapılmışım, Resulullah’ı gördüm ve şöyle dedim: Ey Allah’ın resulü senin ümmetinden neler gördüm ve neler çektim. Resulullah, onları lanetle diye buyurdu. Ben de şöyle dedim: Ey Allah’ım onlardan daha iyisini bana nasib eyle ve benden daha kötüsünü onlara. İşte Hz. Ali’nin (s) dönemindeki Kûfe halkı ve münafıklar böyle idi. Bu yüzdendir ki biz şöyle diyoruz: Biz, Ali’yi yalnız bırakacak Kûfe halkı değiliz.
|