fatiha suresinin tefsiri

(1/1)

mariye:
 

Fatiha suresinin diğer adı da “Fatihatul Kitab’dır.” Yedi ayettir[1] ve her Müslüman’a günde en az on defa günlük namazında okunması vacip olan tek suredir. Aksi halde namazı batıldır. “Fatihatul Kitab’sız hiçbir namaz yoktur.”[2]

Cabir b. Abdullah Ensari’nin Resul-i Ekrem’den (s.a.a) naklettiği rivayete göre Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bu sure Kuran’ı Kerim’in en iyi surelerindendir.” İbni Abbas’ın nakline göre Fatiha suresi Kuran’ın esasıdır. Hadiste de şöyle gelmiştir: “Eğer bu sureyi 70 defa ölüye okuduğunuzda dirilirse şaşırmayın!”[3]

Bu sureye Fatihatul Kitab adının verilmesinden anlıyoruz ki Kuran’ı Kerim’in bütün ayetleri Resulullah (s.a.a) zamanında toplanmış ve kitap haline gelmişti. Allah Resulü’nün (s.a.a) emriyle bu sure Kuran’ın Kerim’in en başına konulmuştur.

Yine Sakaleyn Hadisi’nde şöyle okuyoruz: “Ben aranızda iki paha biçilmez ağır emanet bırakıyorum; Allah’ın kitabı ve Itratım (Ehlibeyt’im).”[4]

Bu hadisten anlaşılıyor ki Kuran ayetleri Resulullah’ın (s.a.a) hayatı döneminde “Kitabullah” olarak toplanmış ve bu isimle de Müslümanlar arasında meşhurdu.

Bu mübarek surenin ayetleri Allah’ın sıfatlarına, mead inancına, Allah’tan hak yolunda yürüme talebi ve Allah’ın hâkimiyet ve rububiyetini kabul etme meselelerine işaret etmektedir. Aynı şekilde bu surede Allah velilerinin yollarını devam ettirme, onlara sevgi ve yine gazaba uğramışlara da nefret bildirisi vardır.

Hamd Suresi, tıpkı Kuran gibi hem fiziki hem de ruhi hastalıklar için şifa vesilesidir.[5]

 

FATİHA SURESİNİN EĞİTİME YÖNELİK DERSLERİ

 

Hamd Suresi’nin tefsirine geçmeden önce bu sureden alınacak eğitici derslere işaret edeceğiz:

1-İnsan Hamd Suresi’ni tilvaet ederken “Bismillah” ile başlayarak Allah’tan başkasından ümidini kesip kalbini koparıyor.

2-İnsan “Rabbil Âlemin” ve “Maliki Yevmiddin” diyerek ilaha tapınma ve bir başkasının mülkü olduğuna itiraf ederek bencillik ve gururunu da bir kenara bırakıyor.

3-“Âlemin” kelimesiyle kendisiyle tüm varlık âlemi arasında bir bağlantı ve irtibat oluşturuyor.

4-“Errahmanirrahim” cümlesiyle her zaman kendisini Allah’ın lütfünde olduğunu hissediyor.

5-“Maliki Yevmiddin” diyerek gelecekteki gaflet perdeleri aralamış oluyor.

6-“İyyake Ne’budu” diyerek riya ve şöhret isteğini ortadan kaldırıyor.

7-“İyyake Nestein” diyerek emperyalist ve tüm zorba güçlerden korkmadığını bildiriyor.

8-“En’amte” cümlesiyle tüm nimetlerin Allah’ın elinde olduğunu anlıyor.

9-“İhdina” cümlesiyle Allah’tan hak çizgisinde ve sıratı müstakim yolunda yürümeyi talep ediyor.

10-“Sıratellezine En’amte Aleyhim” cümlesiyle Hak yol takipçilerinin izinde olduğunu ve onlarla beraber olduğunu bildiriyor.

11-“Ğayril Mağzubi ve Vela Zaallin” cümlesiyle batıl ve batıl ehlinden nefretini dile getiriyor.

 

1-Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla (Bismillahirrahmanirrahim)

 

Nükteler

 

Çeşitli toplumlar ve uluslar arasında önemli ve değer arz eden işlerin bereketli ve kutlu olması için o işlere kendi toplumlarındaki saygın bir büyüğün adıyla başlamaları bir gelenek haline gelmiştir. Elbette ki bu toplumlar doğru ya da yanlış itikatlar esasına göre yollarını çizerler ve amel ederler. Bazen putlar ve tağutlar ve bazen de Allah’ın ve Allah velilerinin isimlerini anarak işlerine başlarlar. Nitekim Hendek Savaşı’nda ilk kazmayı Allah Resulü (s.a.a) yere vurmuştur.[6]

“Bismillahirrahanirrahim”  ilahi kitabın başlangıcıdır. “Bismillah” sadece Kuran’ın başında değil belki tüm semavi kitapların başında yer almıştır. Bütün peygamberlerin işlerinin başında yer almıştır. Nuh’un (a.s) gemisi deniz dalgalarının arasında hareket ederken Hz. Nuh (a.s) kendisine iman edenlere gemiye binin buyurdu ve ekledi: “geminin hareketi ve durması Allah’ın adıyladır.” Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Bismillah, işlerin bereket kaynağıdır ve onu terk etmek işlerin kısır ve sonuçsuz kalmasına vesiledir.” [7]Aynı şekilde o hazret “Bismillah” yazan bir şahsa “onu güzel yaz”[8] buyurdu.

Her işin başlangıcında “Bismillah” söylenmesi tavsiye edilmiştir; yemede, içmede, uyumada, yazmada, bineğe binerken, yolculukta ve kısacası her işte.

Hatta eğer Bismillah’sız kesilen bir hayvanın eti haram kılınmıştır.  Bunun sırrı şudur ki ideolojisi olan muvahhid insanların yiyecekleri bile ilahi hoşnutluk doğrultusunda olsun. Hadiste şöyle okuyoruz: “Bismillah’ı unutma, hatta bir mısralık şiir yazarken bile!” Çocuğa ilk “Bismillah’ı öğreten” kimsenin mükâfatı hakkında birçok hadisler nakledilmiştir.[9]

 

Soru: Niçin her işin başlangıcında “Besmele” tavsiye edilmiştir?

Cevap: “Bismillah” her Müslüman’ın sembolü ve nişanesidir ve Bir fabrikanın çıkarmış olduğu büyük küçük tüm ürünlerde o fabrikanın markası ve arması olduğu gibi Müslüman’ın yapmış olduğu her işte de ilahi renk olmalıdır. Sözgelimi seramik ve porselen yapan bir fabrika, büyük küçük tüm ürünlerine kendi marka ve sembolünü kaydeder. Ya da bir ülkenin bayrağı o ülkedeki tüm okullara, idarelere, devlet kuruluşlarına ve askeri yerlere asılır, hatta devlet idari işlerinde her memurun masasına veya ülkenin deniz kuvvetlerine o ülkenin bayrağı asılır.

 

Soru: Acaba “Bismillahirrahmanirrahim” müstakil bir ayet midir?

Cevap: diğer mezheplerin fıkıh imalarına göre çok eski bir geçmişi olan, tamamı yüce şehadet mertebesine nail olan ve Kuran’ı Kerim’de temizlikleri açık bir şekilde vurgulanan Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyt’ine (a.s) göre  “Bismillahirrahmanirrahim” müstakil bir ayet ve Kuran’ı Kerim’in bir parçasıdır. Fahri Razi Tefsirinde Bismillah’ın surenin bir parçası olduğuna 16 delil getirmiştir. Alusi’de bu görüşü benimsemiştir. Müsnedi Ahmed b. Hanbel’de[10]  “Bismillah’ı” surenim bir parçası saymıştır. Bismillah’ı surenin bir parçası bilmeyen veya namazda okumayı terk eden kimseler itirazlara maruz kalmışlardır. Müstedrek-i Hâkim’de şöyle gelmiştir: “Vaktiyle Muaviye namazda Bismillah unutunca cemaat ona “acaba ayetten çaldın mı yoksa onu unuttun mu?” [11]diyerek itiraz ettiler.

Masum Ehlibeyt İmamları (a.s) namazda “Bismillah’ı” yüksek sesle söylenmesini ısrarla vurgulamışlardır. İmam Muhammed Bakır (a.s) namazda Bismillah’ı okumayan ve ya surenin bir parçası olarak saymayanlara şöyle buyuruyordu: “Kuran’ın en iyi ayetini çaldılar.”[12] Sünen-i Beyhaki’de “Niçin bazıları Bismillah’ı surenim bir parçası olarak saymamışlardır?”[13] diye bir hadis zikredilmiştir.

Şehit Mutahhari, Hamd suresinin tefsirinde İbni Abbas, Asım, Kesai, İbni Ömer, İbni Zübeyr, Tavus, Fahri Razi ve Suyuti’yi Bismillah’ı surenin parçası olarak bilen kimselerden tanıtıyor.

Kurtubi Tefsiri’nde İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilir: “Bismillah surelerin tacıdır.”

Sadece Beraat (Tevbe) suresinin başında Bismillah gelmemiştir ve bunun nedeni ise Hz. Ali’nin buyruğuna göre şudur: “Bismillah, güven ve rahmet kelimesidir, müşriklerden ve kâfirlerden beraat etmek muhabbet ve rahmetle bağdaşmamaktadır.”[14]

 

Bismillah’ın Siması

 

1-Bismillah, ilahi rengin nişanesi olup, tevhidi cihetin açıklayıcısıdır.[15]

2-Bismillah tevhidinin rumuzdur, diğer isimleri onun yerine zikretmek küfrün belirtisidir ve Allah’ın isimlerini başkalarının isimleriyle eş kılmak şirkin sembolüdür. O halde ne Allah’ın isminin yanında başka bir ismi analım ve ne de onun yerine![16]

3-Bismillah beka ve devamlılığın sembolüdür. Çünkü ilahi rengi olmayan her şey fani olmaya mahkûmdur.[17]

4-Bismillah, Allah’a olan aşk ve tevekkülün sırrıdır. Rahman ve Rahim olan birine aşk duyuyor ve işimize ona tevekkül ederek başlıyoruz. Çünkü onun adını anmak rahmeti celp eder.

5-Bismillah, kibir dairesinden çıkıp ilahi dergâhta acizliğe itirafın rumuzudur.

6-Bismillah, kulluk ve ibadet yoluna atılan ilk adımdır.

7-Bismillah, Şeytandan kaçış vesilesidir. Allah’ın varlığını kendisiyle hisseden kimseye şeytan etki edemez, onu hâkimiyeti altına alamaz.

8-Bismillah, işlerin mukaddesleşmesi ve sigortalanması demektir.

9-Bismillah, Allah’ı anmaktır, yani Allah’ım ben seni unutmadım!

10-Bismillah, hedefimizin sözcüsüdür, yani Allah’ım hedefim sensin, insanlar değil, ne tağutlar, ne dünyanın cilveleri ve ne de nefsanî hevesler

11-İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu: “Bismillah, Allah’ın İsm-i A’zam’ına (büyük ismine) gözün siyahlığının beyazlığına olan yakınlığından daha yakındır.”[18]

 

Mesajlar

 

1-Bismillahirrahmanirrahim’in, surenin başında gelmesi surenin içeriğinin hak ve rahmet kaynağından indiğinin göstergesidir.

2-Kuran’ı Kerim’in başında Bismillahirrahmanirrahim’in gelmesinin manası şudur: yani hidayet ancak Allah’tan yardım alınarak gerçekleşir.[19]

3-Bismillah, Allah’ın insanlarla ve insanların da Allah ile konuşması onunla başlıyor demektir.

4-Allah’ın rahmeti aynı zatı gibi ebedidir. (Allah, Rahman’dır, Rahim’dir.)

5-İlahi rahmetin çeşitli kalıplarda beyan edilmesi rahmete olan ısrarın belirtisidir. Hem Rahman kalıbı hem de Rahim kalıbı sonsuz rahmetin belirtisidir.

6-Rahman ve Rahim isimlerinin surenin başlangıcında getirilmesi belki de şunun belirtisidir ki nasıl ki yaratılışın özü ve biset ilahi rahmet ve lütfün nişanesiyse Kuran’ı Kerim’de ilahi rahmetin bir cilvesidir.

 

2-Hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a Mahsustur “Elhamdu Lillahi Rabbil Âlemin”

 

Nükteler

 

Rab, hem bir şeyin maliki ve sahibine ve hem de o şeyi yetiştirip terbiye eden kimseye denir. Yüce Allah bu âlemin hem gerçek sahibi hem de onun müdebbiridir. (tedbir edeni o halde tüm varlık âlemi tekâmüle doğru hareket halindedir ve Allah’ın tayin ettiği doğrultuda hidayet olurlar.

Hamd suresine ilave olarak Enam, Kehf, Sebe ve Fatır sureleri de “Elhamdulillah” cümlesiyle başlamaktadır. Ancak sadece Hamd suresinde “Elhamdulillah” cümlesinden sonra “Rabbil Âlemin” gelmiştir.

Hamd kavramı övgü ve şükür kavramlarının oluşumunda meydana gelen manaları içerir. İnsan güzellik, kemal ve erdem karşısında ağzını övgüyle açar ve nimet, hizmet ve ihsan karşısında da teşekkürlerini dile getirir. Yüce Allah, kemal ve cemalinden dolayı övgüye, lütuf ve nimetlerinden dolayı da şükre şayandır.

“Elhamdulillah” Allah’a teşekkür etmenin en güzel türüdür. Kim nerede olursa olsun hangi dille konuşursa konuşsun kimi sahip olduğu güzel sıfattan dolayı överse övsün ve kime iyiliğinden dolayı teşekkür ederse etsin aslında bu güzel sıfatın ve iyiliğin kaynağı olan âlemlerin rabbini övmüş ve ona teşekkür etmiştir. Elbette insanlara teşekkür etmek ilahi emir ve onun rızası doğrultusunda olursa bunun Allah’ı övmekle çelişkisi yoktur. Nitekim hadislerde “mahlûka teşekkür etmeyen Allah’a şükrü eda etmemiştir” buyrulmuştur.

Yüce Allah, herkesin hareket istikametini ve terbiye çizgisini belirlemiştir: “Rabbimizdir ki mahlûkuna her şeyi vermiş ve onu hidayet etmiştir.”[20] Allah, bal arısına hangi çiçekten polen toplayacağını öğretmiştir, karıncaya kışlık yiyeceğini nasıl biriktirip saklayacağını da öğretmiştir. İnsan bedenini öyle yaratmıştır ki ne zaman vücudunda kansızlık oluşursa vücut kendiliğinden kan üretimi yapmaya başlar. Böylesi bir ilah övgüye ve teşekküre layıktır.

Yüce Allah, tüm yaratılmışların rabbidir. “O her şeyin rabbidir.”  Göklerde, yerlerde ve bu ikisinin arasında olan tüm canlıların ilahıdır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Allah, canlı cansız bütün varlıkların rabbidir.” Hem yaratılış ondandır, hem onun idaresi ve hem de onu terbiyesi.

“Âlemin” kelimesinden maksat ya insanlaradır, tıpkı Hicr suresinin 70. ayeti gibi, o ayette Lut kavmi Hz. Lut’a (a.s) şöyle dediler: “Evelem Nenheke Anil Âlemin” Yani biz sana insanlardan görüşmeyi yasaklamadık mı?” ya da maksat bütün âlemlerdir. “Âlem” mahlûkat anlamına gelir “Âlemin” ise bütün mahlûkat anlamında kullanılmıştır. Bu ayetten anlaşılan şudur;  tüm varlık âleminin tek bir rabbi vardır ki oda Allah’tır. Cahiliyet döneminde ve bazı toplumların arasında her çeşit varlık için bir tür ilah edinme ve o ilahı o türün müdebbiri (tedbir edicisi) olarak kabul etme gibi birtakım inançlar batıl inançlardır.

 

Mesajlar

 

1-Övgülerin tamamı Allah içindir. “Elhamdulillah”[21]

2-Allah’ın varlık âleminin terbiyesi ve kemalinde bir zorunluluğu yoktur. Çünkü övgü mecburi olmayan işler içindir. “Elhamdulillah”

3-Tüm varlık âlemi güzeldir ve tüm varlık âleminin tedbiri de güzeldir. Çünkü Allah, güzellik ve iyilik içindir. “Elhamdulillah”

4-Övgümüzün kanıtı onun bizlere rab olmasıdır. “Elhamdulillahi Rabbil Âlemin”

5-Allah’ın mahlûkat ile ilişkisi daimi ve ayrılmaz bir ilişkidir. “Rabbil Âlemin” (Nakkaş ve inşaatçı hünerini sergiler ve gider ancak terbiye eden her an terbiye ettiklerine nezaret etmelidir.

6-Tüm varlık âlemi Allah’ın terbiye ve gözetimi altındadır. “Rabbil Âlemin”

7-Eğitim ve tekâmül bütün varlıklarda mevcuttur. “Rabbil Âlemin”

8-Allah insanları peygamberler yollayarak terbiye eder (teşrii terbiye) ve hem bitkiler, cansız varlıkları ve hayvanları yetiştirip terbiye eder. (tekvini terbiye) “Rabbil Âlemin”

9-Müminler Kuran’ı Kerim’in başlangıcında yüce Allah’ın dergâhına dua ile yönelip “Elhamdu Lillahi Rabbil Âlemin” diyor ve işin sonunda da cennette aynı o şiarı dile getirip “dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." derler.

 

3-Rahman ve Rahim’dir. “Errahmanirrahim”

 

Rahman, mübalağa ve rahmetin genişliğindeki şiddetli manaya gelir. Kuran’ı Kerim’de “Rahman” ve “Rahim” sıfatlarının kullanılmasında anlaşılıyor ki Allah’ın “Rahmanlık” sıfatı bütün mahlûkat hakkında ve “Rahimlik” sıfatı ise insana ve mükellef varlıklar hakkındadır.

Allah, rahmeti kendisine farz kılmıştır. “Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı.”[22] Ve onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır: “rahmetim ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır.”[23]

Aynı şekilde onun Peygamber ve kitabı da rahmet kaynağıdır; “(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[24]

Yaratılış ve terbiye onun rahmeti doğrultusundadır ve eğer cezalandırıyorsa da onun lütfündendir. Kullarının günahları bağışlamak, onların tövbelerini kabul etmek, ayıplarının üzerini örtmek ve onlara hatalarını telafi etmek için fırsat vermek Allah’ın rahmet ve şefkatinden kaynaklanmaktadır.

 

Mesajlar

 

1-İlahi tedbir ve terbiye muhabbet ve rahmet ile iç içedir. (“Rab” kelimesinin yanında “Rahman” kelimesi de gelmiştir.) Rabbil Âlemin, Errahmanirrahim”

2-Öğretim de rahmet ve şefkate ihtiyaç olduğu gibi “Rahman, Kuran’ı öğretti.”[25] Tebriye ve tezkiyede rahmet ve şefkat esasına göre olmalıdır. “Rabbil Âlemin, Errahmanirrahim”

3-Allah’ın Rahman olması ona övgünün kanıtıdır. “Elhamdu Lillahi… Errahmanirrahim”

 

4-“Ceza Gününün Sahibidir (Maliki Yevmiddin)

 

Allah’ın malikiyeti hakiki olup ihata ve saltanatı kapsamına alır. Ancak itibari ve sayısal malikiyetlerde malikin sultasında çıkar ve onun gerçek sultasının altında değildir. “Maliki Yevmiddin”

Allahu Teâlâ bütün zamanlarda her şeyin hakiki maliki olmasına rağmen kıyamet ve mead gününde onun malikiyetinin başka bir cilvesi olacaktır; O günde bütün vasıta ve sebepler kesilecektir: “Sebepler kesildi.”

Nispetler ve akrabalık bağları kopacak ve ortadan kalkacaktır. “O gün aralarında bir bağ kalmayacaktır.”

Mal, servet ve evlatların o günde bir faydası yoktur. “O gün ne mal ne de evlat fayda verir.”

Akrabalar ve yakınlar da o gün fayda vermeyecekler. “Asla akrabalarınız size yarar sağlamayacaktır.”

Ne dilin özür dilemeye izni olur ne de düşüncenin. Kıyamet gününün ihtiyarını elinde bulunduran Allah’ın lütfü, tedbir fırsatının tek çaresidir.

-Din kavramı çeşitli manalarda kullanılmıştır:

a) Semavi yasaları içeren bir mecmua: “Allah katında din İslam’dır.”

b) Amel ve itaat: “Halis din Allah içindir.”

c) Hesap ve ceza: “Ceza gününün sahibidir.”

-“Yevmid-din” Kıran’ı Kerim’de mükâfat ve karşılık günü olan kıyamet günü anlamında kullanılmıştır. “Din gününün ne zaman olduğunu sorarlar.” Kuran’ı Kerim, bu günü tanıtırken şöyle buyuruyor: “Evet, bilir misin nedir acaba o ceza günü? O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah'ındır.”[26]

“Maliki Yevmiddin” aslında bir nevi korkutma ve ikazdır. Ancak “Errahmanirrahim” ayetinin yanında zikredilince anlaşılıyor ki müjde ve korku iç içe ve beraber olmalıdır. Tıpkı şu ayette olduğu gibi: “Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim. Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır.”[27]

Aynı şekilde bir başka ayette de şöyle buyrulmuştur: “O, günah bağışlayıcı, tövbe kabul edici, azabı şiddetli, kerem sahibi Allah'tandır ki O'ndan başka ilah yoktur.”[28]

-Kuran’ı Kerim’in ilk suresinde Allah’ın malikiyet sıfatına dikkat çekilmiştir. “Allah din gününün sahibidir.” Kuran’ın son suresinde ise Allah’ın mülkiyetine dikkat çekilmiştir: “O insanların sahibidir.”

 

Mesajlar

 

1-Yüce Allah, çeşitli cihetlerden ibadete layıktır ve dolayısıyla da bizler ona hamd etmeliyiz; zatının kemali ve sıfatlarından dolayı “Allah” olduğu için, ihsan ve terbiye edici olduğundan dolayı ki “Âlemlerin rabbidir”, rahmetine olan ümit, rahmet ve lütfünden dolayı ki “merhamet edenlerin en merhametlisidir”, kudret ve heybetinden dolayı ki “din gününün sahibidir.”

2-Kıyamet onun rabliğinin bir cilvesidir: “Rabbil Âlemin… Maliki Yevmiddin.”

3-Kıyamet, Allah’ın rahmetinin bir cilvesidir. “Errahmanirrahim Maliki Yevmiddin”

 

5-Ancak Sana İbadet Eder ve Yalnızca Senden Yardım Dileriz! “İyyake Na’budu ve İyyake Nestein”

 

 

Nükteler

 

-İnsan aklın hükmü gereği Allah’a kulluğu kabul etmelidir. Biz insanlar kemale aşığız, rüşt ve terbiyeye muhtacız. Yüce Allah’ta tüm kemallerin sahibi ve tüm varlığın rabbidir. Eğer şefkat ve muhabbete muhtaç isek O Rahman ve Rahim’dir. Eğer gelecekten endişeliysek O ihtiyar ve kıyametin sahibidir.  O halde niçin onu bırakıp bir başkasının peşine gidelim! Akıl hükmediyor ki sadece ona ibadet etmeli ve ondan yardım istemelidir. O halde ne kendi nefsanî heveslerimizin esiri ve ne de başkalarının altın ve kudretinin kulu olalım!

-Güya namaz kılan şahıs namazında bütün Allah’a tapan kulların ağzıyla şöyle diyor: “Ya Rabbi! Sadece ben değil belki bütün hepimiz senin kulunuz, bir tek ben değil bilakis bütün hepimiz sana ve senin lütfüne muhtacız.”

-Allah’ım! Benim senden başka kimsem yoktur. “İyyake” (sadece sen) ancak senin benden başka bir sürü kulun var ve tüm varlık âlemi senin kulun ve kölendir: “Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahman’ın huzuruna kul olarak çıkmasın.”[29]

-“Na’budu” cümlesi hem namazın cemaatle kılınmasına işaret eder hem de Müslümanların kardeş ve bir çizgide olduklarına işaret eder.

-Manevi basamaklardan yücelme aşaması şöyledir: övgü, irtibat sonra da dua. Dolayısıyla Hamd suresinin ilk ayeti sena ve övgüdür, “İyyake Na’budu” ayeti irtibat ve sonraki ayetler ise duadır.

-Gerçek mahbup ile sohbet lezzetli olduğu için “İyyake” kelimesi tekrar edilmiştir.

 

Mesajlar

 

1-İlk başta Allah’a kulluk etmeli, ardından ondan hacet istenmelidir. (Na’budu= Sana İbadet ediyoruz, Nestein= Ancak senden yardım istiyoruz)

2-Kulluk, sadece Allah karşısında revadır başkalarına değil. (İyyake= Sadece sen)

3-Tabiata hâkim yasalar saygındır ancak Allah’ın iradesi hâkim, doğa kanunları ise mahkûmdur.[30] Dolayısıyla da “İyyake Nestein” diyerek sadece ondan yardım istiyoruz.

4-İbadet bizlerden taraf yapılmış olsa da ancak ibadet etmekte de Onun yardımına muhtacız. “İyyake Na’budu ve İyyake Nestein”

5-Allah’ın hakkımızda sonsuz iyilik ve rahmetine bizde halis ibadetimiz ve dergâhında küçüklüğümüze itiraf ederek karşılık veriyor. “Errahmanirahim, İyyake Na’budu)

6-“İyyake Na’budu ve İyyake Nestein” yani ne zorlama vardır ne de tefviz.  “Na’budu” dediğimiz zaman yani ihtiyar ve özgür bir iradeye sahibiz demektir ve mecbur değiliz.  “Nestein” dediğimiz zaman yani ona muhtacız ve işler tamamıyla bizlere bırakılmamıştır.

7-İbadet, yardım dilemenin vesilesi ve ön hazırlığıdır. Önce ibadet gelmiştir sonra yardım dileme (İyyake Na’budu ve İyyake Nestein)

8-Allah’ı ve onun sıfatlarını tanımak tevhit ve bir ilaha tapınma inancının mukaddimesidir. (Rabbil Âlemin, Errahmanirrahim, Maliki yevmiddin, İyyake Na’budu)

9-Dua ve tapınmanın adabından biri de şudur; insan kendisini ön plana çıkarmamalı ve kendisini Allah’ın huzurunda hissetmelidir. (İyakke Na’budu)

10-Mead inancına teveccüh ibadetin hedeflerinden birdir.

 

6-Bizi Sıratı Mustakim’e Hidayet Et! “İhdinas Sıratal Mustakim”

 

Nükteler

 

-Kuran’ı Kerim’de iki türlü hidayetten bahsedilmiştir:

a) Tekvini Hidayet; Tıpkı bal arsının çiçeklerin polenlerini emmesi ve kendisine kovan yapması gibi veya kuşların yaz ve kış mevsimlerinde göç etmeleri gibi. Nitekim Kuran’ı Kerim şöyle buyurmaktadır: “Musa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." Dedi”[31]  bu ayet, bahsettiğimiz türdeki hidayeti yani tekvini hidayeti beyan etmektedir.

b) Teşrii Hidayet; insanlığın hidayeti için Allah tarafından peygamberler ve semavi kitaplar gönderilmesi gibi.

-“Sırat”[32] kelimesi Kuran’ı Kerim’de kırktan fazla yerde gelmiştir. Yol seçimi ve doğru düşünce tarzı insan şahsiyetinin göstergesidir.

-İnsanın önünde birbirinden farklı çok sayıda yollar vardır, insan bu yollardan birini seçmek zorundadır:

*Nefsanî istekler ve hevesler yolu

*Beklentiler ve insanların nefsanî istekleri

*Şeytan vesveselerinin yolu

*Tağutların ve zorbaların yolu

*Geçmişlerin ve kendisinden önce yaşayanların yolu

*Allah ve velilerinin yolu

Mümin bir kimse Allah ve onun velilerinin yolunu seçer. Çünkü bu yol diğer yoların tamamından üstündür:

a)    İlahi yol, sabittir, ancak tağut, nefsanî ve insanların arzuları üzerine kurulu yollar, değişkendir.

b)    Bir yoldan başka doğru yol yoktur hâlbuki diğer yollar fazla ve dağınıktır.

c)     O yolu kat etmede insan, kendinden emin adımlarla o istikameti geride bırakır ve maksadına ulaşır.

d)    O yolu kat etmede kaybetme ve insan yenilgi yüzü görmez.

-Sıratı Müstakim, Allah’ın yoludur: “Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım.”[33]

*Sıratı Müstakim, Peygamberlerin yoludur: “Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevinde dosdoğru bir yol üzerindesin.”[34]

*Sıratı Müstakim, Allah’a kulluk yoludur: “Ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?”[35]

* “Sıratı Müstakim, Allah’a güvenip tevekkül etme yoludur: “Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.”[36]

*Sıratı Müstakim, tek bir ilaha tapma ve sadece ondan yardım isteme yoludur.[37]

*Sıratı Müstakim, Allah’ın kitabıdır.[38]

*Sıratı Müstakim, sağlam fıtrat yoludur.[39]

-İnsan, hem Sıratı Müstakim’i seçmede ve hem de onu devam ettirme de Allah’tan yardım almalıdır; tıpkı ışığını her lahza elektrik trafosundan alan lamba gibi.

-Sıratı Müstakimde olmak, her Müslüman’ın namazlarında Allah’tan talep ettiği bir arzudur. Hatta Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt-i Peygamber (a.s) bile Allah’tan Sıratı Müstakimde sabitkadem olmayı Allah’tan istemişlerdir.

-İnsan her zaman yapacağı her türlü işte gerek meslek seçiminde gerek arkadaş ve gerekse tahsil edeceği ilim dalı ve eş seçiminde Allah’tan sıratı müstakimi istemelidir. Çünkü itikatlar hususunda doğru düşünüp anlayabilir ancak pratik ve uygulamada hata ve sürçmelere duçar olabilir ya da bunun aksi de olabilir yani itikadında yanlış düşünüp anlayabilir ancak pratikte doğru uygulayabilir. Dolayısıyla insanın her an Allah’tan sıratı müstakimi istemesi kaçınılmazdır.

-Sıratı Müstakim’in çeşitli merhale ve aşamaları vardır. Hatta hak yolunda olan kimseler bile tıpkı Allah velileri gibi sıratı müstakim yolunda sabitkadem kalmak ve hidayet nurunun artması için dua etmelidirler: “Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidayetlerini artırmıştır.”[40]

-Sıratı Müstakim, bilinen vasat ve orta yoldur ki Hz. Ali (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: “Sağa ve sola dönmek insanı saptırır, vasat yol işte hidayet yolu odur.”[41]

-Sıratı Müstakim yani itidal ve her türlü ifrat ve tefritten sakınmaktır ve gerek amelde gerekse inançta dengeli olmaktır. Biri inançlarda doğru yoldan çıkıp batıl yoluna girer diğeri amel ve ahlakta. Biri bütün işleri Allah’a nispet vermekte, güya insanın kaderini belirlemede hiçbir etkisi yoktur, diğeri ise kendini mutlak manada etken görmekte ve Allah’ın elinim bağlı olduğuna inanmaktadır. Biri semavi liderleri sıradan günahkâr kullar dairesinde görmekte bazen de onları sihirbaz veya çılgın olarak nitelendirmektedir. Bir başkası ise o yüce insanları Allah’a denk tutmaktadır. Biri Masum İmamların ve şehitlerin ziyaretini bidat olarak görmekte öteki ise hatta ağaca, duvara ipler, çaputlar bağlayarak tevessül etmektedir. Biri iktisadı işin temeli olarak değerlendirmekte bir başkası ise dünya ve imkânlarını görmezlikten gelmektedir.

Amelde de durum böyledir; kimisi yersiz gayret ve kıskançlık göstermekte bir başkası örtüsüz ve uygunsuz bir kıyafette sokağa, pazara göndermektedir. Biri cimrilik etmekte malını herkesten esirgemekte diğeri ise cömertlik adıyla hesapsız kitapsız malını savurmaktadır. Biri mahlûkattan ayrılmakta hakka yönelmekte diğeri ise hakkı halka feda etmektedir.

Bu tür davranışlar ve tutumlar sıratı müstakim olan hak çizgisinden sapmaktır. Allah sağlam temel üzerine oturtulmuş dinini sıratı müstakim olarak tanıtmaktadır.[42] Rivayetlerde Masum İmamlar (a.s) şöyle buyurmuşlardır: “Sıratı Müstakim, Biz Ehlibeytiz.”[43] Yani sıratı müstakimin ameli ve bariz örneği ve bu yolda yürürken örnek alınacak kimseler semavi rehberlerdir. Onlar yaşantının her alanında; iş, gezme, tahsil, beslenme, infak, tenkit, dargınlık, sulh, evlada sevgi vb. konularda kısacası hayatın her safhasına yönelik konularda görüş bildirmiş ve bizleri her zaman dengeli ve ölçülü olmaya davet etmişlerdir.[44] İşin ilginç tarafı İblis de şu sıratı müstakimde pusuya yatmış beklemektedir.“Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar (ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.”[45]

Kuran’ı Kerim’de ve rivayetlerde itidal, dengeli olmak ve her türlü ifrat ve tefrite yönelik davranışlardan sakınma konusunda çok sayıda uyarılar gelmiştir. Şimdi aşağıdaki ayetlere teveccüh ediniz:

*”Yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”[46]

* “Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.”[47]

*” Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”[48]

* “Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç.”[49]

* Ayeti Kerime’de “Ana-babaya iyilik et”[50] diye emrediyor ancak eğer anne babaya itaat etmek insanı Allah yolundan alıkoyarsa onlara itaat etmek şart değildir. “Bununla beraber eğer her ikisi de (anne ve baban) bilmediğin bir şeyi, bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, onlara itaat etme!”[51]

* Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaleti hem genele yönelikti: “o, ihlâslı bir kuldu ve (umuma) gönderilmiş bir peygamberdi.”[52] Ve hem de kendi ailesini: “Ailesini namaza emrederdi.”

* İslam, insanları hem Allah ile irtibat olan namaza tavsiye etmektedir: “Namazı dosdoğru kılın!”[53]  ve hem de insanlarla irtibat olan zekâta tavsiye ediyor: “Zekatı verin!”[54]

* Ne sevgiler sizi hakka tanıklık etmekten alıkoysun: “Aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz!”[55] ve ne de düşmanlıklar sizi adaletten uzaklaştırsın: “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin!”[56]

* Müminlerin hem itici özellikleri vardır: “Kendi aralarında merhametlidirler.”[57] Ve hem de cezp edici ve çekici özellikleri vardır: “Kâfirlere karşı pek şiddetlidirler.”[58]

* Hem iman ve kalbi inanç gereklidir: “onlar, İman ederler.” Ve hem de salih amel: “İman edip iyi davranışlarda bulunurlar.”[59]

* Hem gözyaşı, dua ve Allah’tan zafer talep etmek gereklidir: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler.”[60] Ve hem de zorluklar karşısında sabırlı olmak ve direnmek: “Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler.”[61]

Aşura gecesi İmam Hüseyin (a.s) hem münacat ediyordu ve hem de kılıcını keskinleştiriyordu.

* Arefe günü ve Kurban Bayramı gecesi Beytullah’ı ziyaret eden hacılar dua ederler ve bayram günü ise kurban kesilen mahalde kan ile tanışmaları gerekir.

* İslam dini malikiyeti kabul etmektedir: “İnsanlar, mallarına musallattırlar sahiptirler ancak İslam bir başkasının malına zarar vermeye izin vermemektedir ve bunu sınırlayarak genel bir kural belirtmiştir: “İslam’da ne zarar vermek vardır ve ne de zarar görme.”[62]

Evet, İslam sadece bir yöne teveccüh edip diğer yönleri unutan tek boyutlu bir din değildir. Bilakis her işte itidal, denge ve sıratı müstakim çizgisinden ayrılmamayı tavsiye etmektedir.

 

Mesajlar

 

1-Tüm varlık âlemi Allah’ın irade ettiği istikamette hareket halindedir. Ya Rabbi! Bizi de kendi sevdiğin ve irade ettiğin yolsa sabitkadem kıl! “İhdinas Sıratel Müstakim”

2-Sıratı Müstakim yoluna hidayet olma isteği muvahhitlerin en önemli isteğidir. “İyyake Na’budu… İhdinas Sıratel Müstakim”

3-Sıratı Müstakime ulaşmak için dua etmek gerekir. “İhdinas Sıratel Müstakim”

4-Önce Allah’a hamd ve övgü sonra yardım dileme ve dua gelir. “Elhamdulillah… İhdina”

5-Allah’tan yardım dilemenin en güzel yolu sıratı müstakimi talep etmektir. “İyyake Nestein İhdinas Sıratal Müstakim”

 

7-Bize Doğru Yolu Göster, Nimet Verdiğin Kişilerin Yolunu; Gazaba Uğramışların da Değil, Sapıkların da “Sıratallezine En’amte Aleyhim Ğayril Mağzubi Aleyhim vela Zaallin”

 

Nükteler

 

-Bu ayet, sıratı müstakimi kendilerine ilahi nimetler sunulan kimselerin yolu olarak tanıtıyor ve kendilerine nimet verilen kimseler şunlardır: peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler.[63] Bu yüce şahsiyetlerin yoluna teveccüh etmek ve onların çizgisinden yürümek ve bu isteği kendimize aşılamak bizleri her türlü sapmalardan ve batıl işlerden alıkoyacaktır. Bu istekten sonra Allah’tan kendisini gazaba uğramışların ve sapkınların yolundan uzaklaştırmasını istiyor. Çünkü Kura’ın tabiriyle İsrail oğullarına da nimetler verilmişti ancak onlar inatları ve nankörlülükleri yüzünden Allah’ın gazabına uğradılar ve bu nimetlerden mahrum oldular.

-Kuran’ı Kerim, insanları üç sınıfa ayırıyor: kendilerine hidayet nimeti verilip sabitkadem kalanlar, gazaba uğramışlar ve doğru yoldan sapmış kimseler.

-“En’amte Aleyhim” (onlara nimet verdin) ayetinden maksat hidayet nimetidir. Çünkü önceki ayette hidayet meselesi söz konusuydu. Buna ilave olarak maksat maddi nimetler olmuş olsaydı bu nimetlere zaten kâfirler ve doğru yoldan sapmış kimselerde sahiptirler. Anlaşılan manevi nimet olan hidayet nimetidir.

-Hidayete erişmiş kimseler de tehlikeyle karşı karşıyadırlar ve her zaman Allah’tan isteyelim ki yolumuz gazap ve sapkılık yoluna dönüşmesin.

 

Kuran’da Gazaba Uğramış Kimseler

 

Kuran’ı Kerim’de insanlardan Firavun, Karun, Ebu Leheb gibi kişiler, topluluklardan ise Ad, Semud ve İsrailoğulları ilahi gazaba uğramışlar olarak tanıtılmıştır.[64]

Kuran’ı Kerim’de hayatları ve medeniyetleri beyan edilen İsrailoğulları vaktiyle kendi zamanlarında yaşayan topluluklara üstün kılınmışlardı: “Sizi bütün âlemlere üstün kıldım.”[65]

Ancak bu fazilet ve üstünlükten sonra kötü davranışlarından dolayı Allah’ın kahır ve gazabına uğradılar: “Allah'ın da gazabına uğradılar.”[66] Kaderlerinin böylesine değişmesi onların davranışlarında olan değişiklik yüzündendi.  Yahudi bilginleri, Tevrat’ın semavi yasalarını ve hükümlerini tahrif ettiler: “sözleri yerlerinden alıp değiştirdiler…”[67] Onların zenginleri ve tacirleri de faiz, haram yeme ve lüks bir yaşantıya yöneldiler: “Sakındırıldıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri yüzündendir ve biz, içlerinden kâfir olanlara elemli bir azap hazırladık.”[68]

Halkın diğer tabakaları da cihad ve savaş çağrısı karşısında rahatlıklarına olan düşkünlüklerinden ve korkudan dolayı cepheye gitmekten ve mukaddes topraklara girmekten yüz çevirdiler: “Biz, oraya ebediyen giremeyiz. Sen, Rabbinle git, ikiniz çarpışın onlarla, biz burada oturup duracağız.”[69] Allah, İsrailoğulları’nı bu sapkınlıklarından dolayı izzet ve faziletin zirvesinden zillet ve alçaklığın en aşağı tabakasına indirdi.

Biz her namazımızda Allah’tan gazaba uğramışlardan olmamayı talep ediyoruz. Yani ne ilahi ayetleri tahrif edenlerden, ne faiz yiyenlerden, ne cihat ve savaş meydanlarında kaçanlardan olmamayı istiyoruz ve aynı şekilde doğruluk yolundan sapmışlardan da olmamayı diliyoruz. Hakkı bırakıp batıla yönelen, dini inançlarda aşırıya kaçan veya nefsanî arzular peşinde koşan veya başkalarının nefsanî arzularına uyan topluluklar gibi olmamayı Rabbimizden istiyoruz.[70]

-İnsan, bu surede peygamberlere, şehitlere, Salihlere ve onlarına yollarına olan sevgilerini, bağlılıklarını ve velayetlerini dile getirmekte ve tarihin sapıklarından berat ve nefretlerini ifade etmektedir. Bu tevella (Allah dostlarını sevmek)  ve teberra (Allah düşmanlarından nefret etmek) öğretisinin içeriğine uymanın özüdür.

 

Kuran’ı kerim’de Doğru Yoldan Sapmışlar

 

 -“Dalalet” (Sapkınlık) kelimesi ondan türetilen fiillerle beraber 222 defa Kuran’ı Kerim’de kullanılmıştır. Bazen şaşkınlık hakkında kullanılır: “Ve seni, yol yitirmiş şaşkın bulup da yol göstermedi mi sana?”[71] Bazen de zayi, boşa çıkma ve yok olma anlamında kullanılmıştır: “Kâfir olanların ve halkı, Allah yolundan çıkaranların, hayır sanarak yaptıklarını boşa çıkarmaktadır.”[72] Ancak genellikle  “Açık sapıklık” “uzak bir sapıklık” ve “eski bir sapkınlık” tabirleriyle beyan edilmiş ve doğru yoldan sapma anlamında kullanılmıştır.

-       Kuran’ı Kerim’de birtakım kimseler yoldan sapmışlar olarak tanıtılmışlardır. Onlardan bazıları şunlardır: imanlarını küfre çevirenler[73], müşrikler,[74] kâfirler,[75] asiler,[76] kâfirleri kendilerine dost ve önder edinen Müslümanlar[77], insanları Allah yolundan alıkoyanlar, Allah’a veya Allah Resulüne (s.a.a) hakaret edenler, hakkı gizleyenler ve Allah’ın rahmetinden ümidini kesenler.

-Kuran’ı Kerim’de bazı kimseler saptırıcılar olarak tanıtılmışlardır, onlardan bazıları şunlardır: İblis, Firavun, Samiri, kötü arkadaş, geçmiş toplulukların sapık önderleri.

-Doğru yoldan sapmış kimselerin inhiraf ve sapma zeminini oluşturmuş ve saptırıcı kimseler ise bu yatak ve hazır zeminlerden yararlanmaktadırlar. Kuran’ı Kerim’de sapma ve delalet mecraları şunlardan ibarettir: nefsanî arzular[78], putlar[79], günahlar[80], batıl velayetin kabulü[81] ve cehalet.[82]

 

Mesajlar

 

1-Terbiyede insan bir olguya muhtaçtır. Peygamberler, şehitler, sıddıklar ve salihler insaniyetin güzel örnekleridirler. “Sıratallezine En’amte Aleyhim” (Beni nimet verdiklerinin yoluna hidayet et)

2-Allah’tan insana yetişen şey nimettir. Kahır ve gazabı kendimiz yaratıyoruz.[83] En’amte, Mağzubi Aleyhim)

3-Gazaba uğramış ve sapmış kimselere olan nefretimizi bildirmek İslami toplumu onların saltanatını kabullenme karşısında daha sağlam ve dirençli kılar. (Ğayril Mağzubi Aleyhim Vela Zaallin)[84]

 

 


--------------------------------------------------------------------------------


[1]-Yedi rakamı, yedi gök, haftanın günleri, tavaf, safa ile Merve arasında say ve şeytanı taşlama

[2] -Müstedreul Vesail, c.4, h.4365

[3] -Biharul Envar, c.92, s.257

[4] -Biharul Envar, c.2, s.100

[5] -Allame Emini Fatiha suresinin tefsirinde konuyla ilgili olarak çok sayıda hadis nakletmiştir.

[6]-Biharul Envar, c.20, s.218

[7]-Hud, 41

[8]-Kenzul Ummal, h.29558

[9]-Tefsiri Burhan, c.14, s.43

[10]-Müsned-i Ahmed, c.3, s.177, c.4, s.85

[11]- Müstedrek, c.3, s.233

[12]-Biharul Envar, c.85, s.20

[13]-Sünen-i Beyhaki, c.2, s.50

[14]-Tefsiri Mecmaul Beyan ve Fahri Razi

[15]-İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: “Bismillah, yani kendime kulluk nişanesi bırakıyorum.”  Tefsiri Nuru’s-Sakaleyn

[16]-Sadece zatının değil belki onun adı da her türlü şirkten münezzehtir. “Yüce Rabbinin adını tespih et” hatta işe Allah ve Muhammed’in (s.a.a) adıyla başlamak yasaktır. İsbatul Huda, c.7, s.482

[17]- Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz. Kasas-88

 

[18]-Tefsiri Rahnema

[19]-Belkide “Kuran’ın tamamı Hamd suresindedir, Hamd suresinin tamamı Bismillah’tadır.  Bismaillah’ın tamamı Be harfindedir.” Cümlesinden maksat şu olabilir: varlığın yaratılışı ve hidayeti ondan  (Allah’tan) yardım alınarak gerçekleşir. Nitekim Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaleti de onun adıyla başladı; “Oku rabbinin adıyla!”

[20]-Taha, 50

[21]-Elhamdu Lillahi cümlesinin başındaki elif ve laf cinsi beyan eder yani var olan bütün övgüler Allah’a mahsustur.

[22]-Enam, 54

[23] -Araf, 156

[24] -Enbiya, 107

[25] -Errahmani 1-2

[26]-İnfitar, 18-19

[27]-Hicr, 49-50

[28]-Gafir, 3

[29]-Meryem, 93

[30]-Yaratılış düzeninde, sebep ve araçlardan yararlanıyoruz, ancak biliyoruz ki sebep ve araçların etki etmesi ya da etmemesi onun elindedir. Sebebi etken kılanda odur etkisiz kılan da.

[31]-Taha, 50

[32]-Sırat: Kıyamet günü cehennem üzerine kurulacak ve insanların tamamının üzerinden geçmesi gereken köprünün adıdır.

[33]-Hud, 56

[34]-Yasin, 3-4

[35]Yasin, 61

[36]-Al-i İmran, 101

[37]-Bu yoruma göre “Sırat” kelimesinin başındaki elif ve lam önceki ayette işaret edilen bit tek Allah’a tapma anlamına matuftur.

[38]-Mecmaul Beyan tefsirinin 2. cildinin 58. sayfasında zikredilen hadise göre

[39]-Safi tefsirinin birinci cildinin 86. sayfasında İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen hadise göre

 

[40]-Muhammed, 17. “Elhamdu lillahi rabbil âlemin errhamanirrahim…” diyen kimse hidayetin bazı merhalelerini geride bırakmıştır, dolayısıyla onun Allah’tan talebi daha sonraki merhalede olan hidayettir.

[41]-Biharul Envar, c.87, s.3

[42]- De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine. Enam-161

[43]-Nurus Sekaleyn Tefsiri, c.1, s.20

[44]- Bu konu hakkında bilgi edinmek isteyenler Usul-ü Kâfi’nin Babul İktisad Fil İbadat (İbadetlerde Denge ve iktisat)  babına müracaat edebilirler

[45]-Araf, 16

[46]-Araf, 31

[47]-İsra, 29

[48]-Furkan, 67

[49]-İsra, 110

[50]-Bakara, 83

[51]-Lokman, 15

[52]-Meryem, 51

[53]-Bakara, 43

[54]-Bakara, 43

[55]-Nisa, 135

[56]-Maide, 8

[57]-Fetih, 29

[58]-Fetih, 29

[59]-Bakara, 25

[60]-Bakara, 250

[61]-Enfal, 65

[62]Usul-ü Kafi, c.5, s.28

[63]-Ve kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse o ve o çeşit kişiler Allah'ın, nimetleriyle nîmetlendirdiği peygamberlerle, gerçeklerle, şehitlerle ve salihlerle eş olur, onlara katılırlar ve onlar, ne de güzel arkadaştır. Nisa-69, Meryem, 59

 

[64]-Kuran’ı Kerim’in birçok yerinde gazaba uğramışlar ve sapmışların özellikleri ve onların kimler olduğu beyan edilmiştir. Örnek olarak aşağıdaki ayetlere müracaat edilebilir:

* Münafıklar, Müşrikler ve Allah’a kötü zanda bulunan kimseler; Nisa, 116, Feth, 6

* İlahi ayetleri inkâr edenler ve Allah’ın peygamberlerini öldürenler; Bakara, 61

* Hak davetin karşısında serkeşlik eden Ehl-i Kitap; Al-i İmran, 110-112

* Cihattan sırt çevirip kaçanlar; Enfal, 16

 

·         Küfrü kabul edip onu imana tercih edenler; Bakara, 108, Nahl, 106

·         Allah düşmanlarının velayetini kabul eden ve Allah düşmanlarıyla dostluk bağı kuranlar; Mümtehine, 1

 

 

[65]-Bakara, 47

[66]-Bakara, 61

[67]-Nisa, 46

[68]- Nisa, 161

[69]-Miade, 24

[70]-“De ki: Ey kitap ehli, haksız yere dininizde, aşırı gitmeyin ve evvelce hem sapmış, hem çoğunu saptırmış ve doğru yolu bırakıp sapıklığa dalmış olan kavmin dileklerine uymayın.” Maide-77

[71]-Duha, 7

[72]-Muhammed (s.a.a), 1

[73]- Kim küfrü imanla değişirse artık doğru yoldan sapmış, azıtmış gitmiştir.” Bakara-108

[74]-kim Allah'a eş tanırsa öylesine sapıtmıştır ki tuttuğu yol, doğru yoldan pek uzaktır. –Nisa,116

[75]-kim Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanmazsa şüphe yok ki doğru yoldan pek uzak kalmış, tamamıyla sapıtmış gitmiştir.” Nisa-136 

[76]-“Kim, Allah'a ve Peygamberine isyan ederse gerçekten de apaçık bir sapıklığa düşmüş, sapıtıp gitmiştir.” Ahzab-36

[77]-“Ey inananlar, düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dost edinip onları sevmeyi” Mumtehine, 1

[78]-Gördün mü dileğini mabut edineni ve hâlini bildiği halde Allah tarafından sapıklığa terk edileni” Casiye-23

[79]-Onlar, halkı onun yolundan çıkarıp saptırmak için Allah'a benzerler kabul ettiler.  İbrahim-30

[80]-Azdırıp şaşırttıkları, ancak kötü işler yapanlardır”- Bakara-26

[81]-“kim, onu sever, kim ona uyarsa şüphe yok ki o, azdırır onu ve alev-alev yanan ateşin azabına sürükler”. Hac-4

[82]-“Bundan önce gerçekten de sapıklardandınız ya.” Bakara-198

[83]-“Nimet” hakkında “En’amte” (nimet verdin) tabiri kullanılmıştır ancak azap hakkında “Gazebte” (gazap ettin) ifadesi kullanılmıştır.

[84]-Kuran’ı Kerim bizlere şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Ey inananlar, Allah'ın gazabına uğrattığı toplulukla dostluk etmeyin; gerçekten de onlar, âhiretten, tamamıyla ümitlerini kesmişler, nitekim kâfirler de, kabirlerdekilerden tamamıyla ümit kesmişlerdir. Mumtehine-13

 

Navigasyon

[0] Mesajlar